18 Mart 2008

ardımızda kalan yaşamlarımızda bir avuç bok şimdi

ardımızda kalan yaşamlarımızda bir avuç bok şimdi

tuvalet olarak kullanılıyor
ve sular kesik
ve tıkandı lağım
o yüzden pis kokuyor
ve o yüzden iğrenç görünüyor
umursamıyor ama
içinde bir ölüyü besliyor fark ettirmeden
dünya ağzına sıçarken
ve milyonlarca kez "benden uzak durun" dediği halde
kimse laftan anlamıyor
tuzaklar tuzaklar tuzaklar
tuzaktan kumanda ya da

başa sar
ileri al
durdur
kes
kapat
değişen hiç bişi olmayacak

tüm olasılıkları tükettik
irtifa kaybediyoruz

ve neden ağzıma sıçıldıktan sonra
şifonu ben çekmek zorunda kalıyorum
bilmiyorum

girdapiç..


* başlık "özver yılmaz'ın "karanlık" adlı şarkısından alınmıştır..


18.mart.2008

14 Mart 2008

eski güzel günler

adamın biri geliyor
ve yazdıklarımı beğendiğini söylüyor
eyvallah diyorum
değişik bir tarzım varmış
ve kendisi de yazıyormuş
ona da eyvallah diyorum, herkes yazıyor, yazabilir
ve esasen
bir kum torbasının ne kadar tarzı varsa
benim de o kadar olabilir demek geliyor içimden
demiyorum
susuyorum
konuşmaya istekli değilim
sıkılıyorum
gerginim
sarhoşum

ve sorular devam ediyor
ardı arkası kesilmeden
her soruya sadece cevap verip
aynı soru kipini
“ya sen” diyerek geri iade etmiyorum
anlamalı diye düşünüyorum
konuşmak istemediğimi
en azından bugün
ya da
sadece beleş bira için bulunduğumu burada,
oysa bu
durumu daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramıyor
nerde oturuyorsun
çalışıyor musun
hangi okula gidiyorsun
kimleri okursun
hangi filmleri seviyorsun
gerçek adın ne
hebele hübele
kendimi bir röportaj veriyormuş gibi hissediyorum
ki vermişliğimde var daha önce
birkaç fanzin, birkaç dergi, ot ve bok
ki sıkıcı
ki gereksiz
ki üzerinde iyice araştırılma yapılması gereken bir mesele bu
ve ben üzerinde iyice araştırılması gereken bir ürün değilim
ve bekliyorum
ve zaman öldürmek için sorulara cevap verirken
yalanlar uyduruyorum arada bir
kendime önemli bir yazar süsü veriyorum
şaşalı
klas
ve aynı anda
ve aynı odada
bir hatun gözlerini bana dikmiş
bir dahi olduğumu sezinliyor
geceyi benimle geçirmeye hazır
geceyi kendimle bile geçirmeye hazır hissetmiyorum oysa
bir an önce sızıp
sabahın köründe baş ağrısı ile uyanınca da
bu lanet yerden çıkıp gitmek istiyorum
senaryo tekrar ediyor

bu kez
eve yeni gelen başka bir tip
aynı soruları soruyor
onların misafiriyim
karşı koyamıyorum
hiçbir şeye karşı koyamıyorum
üzerime akın eden sinekler ordusu
biri şifonu çekmeli diye düşünüyorum
lağıma gönderilmem için
ve karşımdaki hatuna arada bir bakıp
bana baktığını gördükçe
ilham alıyorum
daha çok yalan söylüyorum böylece
daha havalı
ve daha çok boka sarması için her şeyin

ve daima bir uyum sorunu peşimde
birazdan iki tip evine gidecek
diğer iki hatun bana şurada uyuyabilirsin diyecek
biri gece yanıma gelecek
ben gidip birkaç bira daha almamız gerek diyicem
para verecekler
ruh verecekler
sihir verecekler
ve hayatta kalma şansımızın giderek azaldığı bir günde
öksürükten boğularak, bir sigara daha alıcam onlardan
derin bir müzik bilgim olduğunu düşünecekler
harikulade boklar zırvalayıp
hiçbir şeyi umursamayan
bir süperman olduğumu düşünecekler
içlerinden biri bana aşık olacak
içlerinden biri ona karşı koyamayacak
ve her şey
sihrin bozulup
ilginin azaldığı
ve tüm balonların patladığı
o ölüm anına kadar
devam edecek
hepsi bu

sonrası tekrar
aynı senaryo
klişe
baştan savma
tutarsız

ve şimdi
o günden bu güne geçen
dört koca yılı düşününce
üzerine bu kadar uzun bir şiiri feda edebileceğim
o kadar da önemli olmayan
sıradan, kasvetli, kapalı, salak günlerimden
kaç tane kaldı diye düşünüyorum
yanlış atlar
yanlış maçlar
ve yanlış hatunlar
anafikir bu
nokta

14.mart.2008



7 Mart 2008

orospu ilham perileri

gece bir dalgınlık sonucu
elimde kalemle tuvalete girdim
ve sıçarken
tuvalet kâğıdına bir şeyler yazmaya başladım
sarhoştum, kabul ediyorum
ve klavyedeki kanı görünce fark ettim elimi kestiğimi
nasıl olduğunu hatırlamıyorum
jiletle oynuyordum sadece, hepsi bu
sonra kan
katledilmiş aşklar silsilesi
daha sonra
tuvaletteki işim bitince
şiirle kıçımı sildim ve
kâğıdı atıp
şifonu çektim
daha sonra
şiddetli bir öksürük krizi
midem bulanıyordu
alkolden değil
yaşanan her şeyden
“her zaman bir bahanen vardır,
başarılı olmamak için”
bunu eski bir sevgilim söyledi bana
eski olduktan sonra yani
daha önce söyleseydi de bir şey değişmeyecekti
her zaman bir yenisi gelir ve
her neyse işte, klavyeyi kurtardım kandan
elimi de tabii
hayır kanları sildiğim şeyde şiir yazmıyordu bu kez
yazsaydı epey trajik olurdu
ve aslına bakarsanız
odamın içi
o kadar çok kağıt parçası ile dolu ki
hepsini temizlemeye kanım yetmez
ama bir fotokopi makinesi bizi kurtarabilir
doğru mu yazdım? makinamı yoksa?
ha bu arada
klozete giden o şiir
buna beş çekerdi
ama önemi yok
bana da beş çekiyor sonuçta
yerime seçilen çoğu ahmak

7 mart 2008


27 Ocak 2008

,,,,,

bukowski'nin
yazılabilecek her şeyi yazdığını ve
ne yazarsam yazayım
onu taklit ettiğimi düşüneceğinizden
yazmayı bırakıyorum
orijinal bir şeyler bulursam
size haber veririm
şimdilik sadece sigaraya
alkole ve
ölmeye devam edeceğim
yazmadan

umarım bu sizi rahatladır


27.ocak2008

12 Ocak 2008

hiç


kimseyi kendine çekip umut veremezsin, herhangi bir şeye çağıramazsın, herhangi bir hayat öneremezsin, herhangi bir şey teklif edemezsin, kimse de seni teselli etmekle zaman kaybetmez, kimse dinlemez bile, anlamaz da, anlatamazsın da, içinde patlayan balonları yakalamaya çalışırken düşersin kendi üzerine, ve kendi kendini avutur durursun, "bekle adamım, düzelicek" der durursun kendine, düzeleceği falan da yoktur oysa, her şey geldiği kadar gider, para da, aşkta, acı da. "güzel olucak" dersin ve ölümünü geciktirmekten başka bir halta da yaramaz bekleyişlerin.


12.ocak.2008

15 Aralık 2007

herşey ne kadar

herşey ne kadar

bundan, 3 ya da 4 yıl kadar önceydi… mucizevi bir şekilde, herşey yolunda gidiyor gibi görünmüştü gözüme, günde 3 paket sigara içiyordum, çünkü param o kadarına yetiyordu, başka bişi de yaptığım yoktu zaten..

sigara alıcak parası olan, zorunda kalmadıkça yataktan çıkmayan, tembel itin tekiydim.. hiçbir şey yapmak istemiyordum. bütün gün yatakta kalıp, müzik dinlemek istiyordum sadece. günde 12 saat uyuyor, geri kalan 12 saatte de annemle tartışıyordum. okul haftada bir gündü, çünkü tüm derslerimi tek bir güne yığmıştım. Aslında, diğer iki gün de vardı bi kaç dersim ama, her sene başında olduğu gibi, hangi derslerden devamsızlıktan kalıcağımı önceden belirlemiş ve nasıl olsa ben bu dersleri bi noktada sekteye uğratırım deyip, en başından girmemeye başlamıştım. her salı okula gitmek dışında, evde oturuyordum, insanlar fanzin istiyordu, demo istiyordu, yazı istiyordu, para göndermek istiyordu, ama e-postalarına cevap vermiyordum, ya da “şu an çok yoğunum” deyip, kestirip atıyordum. salağın tekiydim muhtemelen, ama kendimi dahi sanıyordum. Şimdiyse, herkes beni dahi sanıyor ama salağın teki olduğumun farkına vardım. roller değişti, işte hepsi bu….

Annem, sürekli ders çalışmam gerektiğini söylüyor, önüme defterleri, kitapları atıyordu, bende onu oyalıyor, sonra bi şarkı açıyordum. sabahları uyandığımda, ilk işim kalkıp müzik açmaktı, sonra gene yatağıma dönüyor ve yatmaya devam ediyordum, 4 yıl geçti, 4 koca yıl, ve değişen bazı roller dışında, herşey hala aynı, bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum.

anneme, bazı projelerim olduğunu, para kazanacağımı, çok para kazanacağımı söylüyorum, o da her defasında başını sallıyor ve içinden, bıktım senin dergilerinden, diyor. ben onun içinden geçenleri gözlerinden anlıyor ama aldırış etmiyorum…

***

bundan 3 ya da 4 saat kadar önceydi… mucizevi bir şekilde herşey yolunda gidiyor gibi görünmüştü yine gözüme, günde 1 paket sigara içiyordum, çünkü param o kadarına yetiyordu, başka da bişi yaptığım yoktu zaten. sigara alıcak parası olan, zorunda kalmadıkça yataktan çıkmayan, tembel itin tekiydim, hiçbir şey yapmak istemiyordum, bütün gün yatakta kalıp müzik dinlemek istiyordum sadece, günde 12 saat uyuyor, geri kalan 12 saatte de, annemle tartışıyordum, okuldan atılmış, askere gitmiş, bi işe girmiş, işi bırakmış, ve yine aynı boktan moda geri dönmüştüm anlayacağınız, haftada iki gün kursa gitmek dışında, evden bile çıkmıyordum nerdeyse…

annem, gazeteyi yanıma bıraktı, ben de “tamam bakarım ilanlara” dedim, yerimden kalktım, mutfağa gittim ve çayı şekersiz içmek zorunda kaldığımı fark ettim, şeker yoktu, para yoktu, yakında çay da olmayacaktı, yakında internetimde olmayacaktı, sigara alamayacaktım, ve iş aramıyordum, bir dahiydim, çalışmayı içime sindiremiyordum, yazar olucaktım, sikimin yazarı, sürekli kendimi anlatıp durucaktım insanlara, başıma gelen olağanüstü felaketler silsilesinden bahsedip durucaktım..

annem, çok sinirlenmiş olucakki, -iddaa bayiinden dönüşümde, -gazeteyi eline alıp benim yerime ilanlara baktığını fark ettim..

“işe yaramaz” dedim ona, “beni işe alamazlar, biliyorsun, lanetliyim ben”
“saçmalama” dedi, “aramıyorsun ki”
“25 yılımın yüzde ellisi iş aramakla geçti” dedim, “biliyorsun, ne kadar boktan iş varsa üzerime sürüyor tanrı, boğazına yapışıp boğmak istiyorum onu”
“kimi? tanrıyı mı?”
“yok, atatürk’ü, ülkeyi kurtarmasaydı, bu felaketler gelmezdi başıma” dalga geçiyordum sadece, atatürk düşmanı kaçıklardan değildim… ama atatürkçü de değildim, hiçbir şeyi sahiplenemiyordum, hiç kimse de beni sahiplenmiyordu, bir uyum ve denge vardı hayatımın her alanında.. ying ve yang..
“töbe töbe” dedi annem, ve telefona doğru yöneldi, benim yerime bi kaç yeri aradı, “oğlum için aramıştım”, adamlar beni telefona istiyor, birkaç soru soruyor ve görüşmek için bile çağırmıyorlardı, internetten yaptığım başvurularda sonuç vermiyordu, çalışmak istemediğim için iş bulamadığıma karar verip aramamaya başladım, sonra, sonra, sonra, şekersiz çayımdan bir yudum alıp, paketimdeki son sigaramı içip, liglerin bi kaç maç daha ilerleyip bahis sonuçlarının cillop gibi gözüme görüneceği anı beklediğimi söyledim anneme, evet dedim, son dört yıldır olduğu gibi, liglerin bitmesine 10 hafta kala, son düzlükte atağa kalkıcaz, ve parayı vurucaz, bi kaç ay idare edicek o para bizi…

sonrasını düşünmek istemiyordum. hiçbir zaman, sonrasını düşünmedim. şu an burdayım, son bıraktığım işten aldığım son paranın suyunu çekmesini bekliyorum, daha sonrasına, daha sonra karar vericez, nereye gittiğimizin, ya da sonumuzun ne olacağının, hiçbir önemi olmasa da, hayat devam ediyor dostlar, hep devam etti, ve hep devam edicek. serseri, umursamaz, ve beş para etmez olsak da, devam edicek, kaçarı yok….



15.aralık.2007

4 Kasım 2007

deneme 1-2

1.
“32 yaşında, kadın, bankacı, maddi durumu iyi, sevgilisi aldatıyo bunu, kavga etmişler, bankta oturuyo, öğlen arası”

evet.. burada bir haksızlık var.. size de öyle gelmiyor mu? neden mi bahsediyorum? bakın şimdi, sevgilimle bir iddiaya girdik, bir betimleme yapacaktık, bir karakteri betimlicektik, ama karaktere odaklanamıyorum.. bi defa karakteri neden o seçiyor? bir ikincisi, 3. tekil yazamayan biriyim ben, bunu bilmiyor mu? neden kadın bir karakteri betimliyoruz? evet evet, feminist damarlar.. aklı sıra beni, kendi ağzımdan bir kadını betimlemek zorunda bırakarak intikamını alacak… ama hiç önemli değil.. o düşünsün dursun.. ben başarabilirim. evet yapabilirim… başlıyoruz..  hazırmısınız?

2.
bi saniye. bi saniye.. yanlış fon. evet yanlış fon. babes in toyland’ı seçmeliydim..

kadın. 32 yaşında. aldatılmış.. öfkeli.. intikam planları yapmakta. bunu en iyi kat’in sesi iter beynime.. evet. pekala.. her şey hazır mı.. ah. sigara. sigara olmalı. evet kadının ağzında sigara var.. pekala. zorla. zorla. girdap ve kadın göz göze geliyor. ha siktir. kendini çıkar öyküden.. kadını anlatıyorsun kendini değil.. aptal… her şeyin içine etme.. kendini sıfırla ve kadına odaklanan.. kat.. evet.. kat ve kadın… bu da olmadı. öyküyü başa sar. çekim iki sahne beş.. motor.

3.
32 yaşında.. ve aldatılmış.. düşünüp duruyor. elinde sigara. hiçbir şey umurunda değil.. önünden bir sürü herif geçiyor.. koşu yolu burası.. sahilden bir sürü genç yakışıklı sportmen herif geçiyor. atlet şort. çok seksi görünüyorlar. ama görmüyor.. kadına odaklanmış. kendi yerine tercih edilen kadına. kıskançlık krizi..

canı sıkkın.. öfke. hırs. eziklik hissi. yalnızlık hissi. kendini değersiz hissetme hissi. (eleştirmenlerim buraya takılıp başıma atmak için taş aramaya gidebilir, sadık okuyucularım parantez içlerini es geçsin bundan sonra)

ne diyorduk. pekala.. başa sar.. çekim iki sahne altı..

4.
32 yaşında. ve aldatılmış.. düşünüp duruyor.. bir sürü erkek geçiyor önünden. ama can sıkıntısı seksi aklına getirmiyor.. iş kıyafetini o gün değiştirmeyi unutmuş bankadan çıkarken. bir etek, gömlek, güzel bir makyaj, parfüm, ve hesap makinesi… hesap makinesi? bir saniye burada düşünmem lazım. bankada elinin altında bilgisayar var. hesap makinesi mazide kaldı. hah, hatırladım eksik ruhu: ben her öyküme, zaman ve mekan tasviri ile başlarım. stop. çekip iki sahne yedi..

5.
2005 yılı.. şehir ve bölge bilinmiyor. bir sahil. bankta oturan genç güzel ve aldatılmış bir kadın. bankta oturuyor.. burası aynı zamanda önünden koşu parkurunun geçtiği bir bölge. ama kadın görmüyor o genç yakışıklı seksi erkekleri. kadın aldatılmış. ezik. değersiz. aslında öyle değil, hiçbir insan, gerçekte, ezik ve değersiz değildir. sadece öyle hissederler… pekala pekala.. elinde simit olsun. evet. simidini yiyen bir kadın, aklından kocasına ilk aşık olduğu gün geçiyor.. ve şimdiki zaman. aldatılmak nedir? aldatma fili. kökeni. lanet olsun, yazı yazarken ihtiyacım olan bilgileri yazıyı kesip araştıramam. şimdi sırası değil. (“daha çok kitap okumalısın girdap, romanları siktir et, araştırma oku, teknik bilgileri kavra”)

kadın kendi kendine konuşmaya başlar….

“aslında, düşünüyorum da, beni kızdıran ney acaba? o şırfıntıyı gördüm. onu kocamla öpüşürken gördüm. kocam onun üzerindeyken onları gördüm. kocam boşalırken, “bu hayatımda yaşadığım en iyi şey” derken onları izliyordum. evet.. ama beni kızdıran ney.. düşün lanet olası… daha önce de kocan başkalarını düzdü. senden önce. senden yıllar önce de düzdü o başkalarını. onlar neden seni bu kadar yaralamadı. şimdi sorun ne. aslında, yani bana göre, o kadınla kocamı beraber gördüğümde, hiç bişi hissetmedim. ama kocamı aradım.. ve telefonu kapattı. denemek istedim. ve telefonu açıp, “aşkım çok meşgulüm, toplantım bitince seni arıcam” deseydi, bu kadar kızmazdım.. bana dönüp, “çok meşgulüm, toplantım bitince seni arıcam” dedi.. lanet olsun.. lanet olsun.. sonra o kadına dönüp, ben bir hiçmişim gibi, askerlik arkadaşının onu yemeğe davet ettiğini söyledi. lanet olsun. beni aldatmıyor. kadını aldatıyor.. beni kadın öğrenirse kadını kaybedebilir. bu yüzden beni de aldatıyor. kendini de aldatıyor. lanet olsun”

4 kasım 2007


1 Kasım 2007

multifonksiyonel eleman

multifonksiyonel eleman

1.
bir sandalyede oturmuşum. önümde iki duvar, odada bir köşe, ve ben biraz geriye dönüp, pencereden sokağa bakıyorum. gökyüzüne bakıyorum. önümdeki cama bakıyorum. ve niye burdayım diye düşünüyorum. lanet olsun lanet olsun lanet olsun. niye burdayım.
insan kendine “niye çalışıyorum” diye sorduğunda, ardından gelicek cevaplar, kendi için olan herhangi birşeyi kapsamıyorsa, fedakarlık ediyor demektir, buna hayatın boyunca devam ediyorsan, bu kendini feda etmek anlamını taşır. fedakarlık süresi uzarsa feda edilirsin. ve insan kendi hayatını feda ederekte pek tabii mutlu yaşayabilir.. kızım için. aşkım için. daha doğmamış torunlarımın geleceği için. milletim için. dinim için. ölümden sonraki hayatım için. dünya barışı…. bir dakika, bir dakika, sikmişim dünya barışını..
zihnim bana oyun oynamayı sürdürüyor.. çünkü ben niye burdayım diye sorduğumda kast ettiğim şey, niye bu köşeye yerleştirildiğim idi. bekliyorum. bekliyorum. bir köşedeyim. çünkü patronum benim iş dışında herşeyle uğraştığımı düşündüğünden dolayı bilgisayarımın yerini değiştirdi, önüm duvar arkam duvar, sobe oyunu geliyor aklıma nedense.
hey bakın ben bir şey yapmıyordum, ve cezalandırıldım.
insan herhangi bir suç işlemediği için cezalandırılınca kendini gerçekten kötü hissediyor, çünkü gerçekte zaten herhangi bir suç işleyince de cezalandırıldığınızda kendinizi kötü hissedersiniz. çünkü toplumdan uzun veya kısa bir süre atılmışsınızdır. ve toplum huzuruna aykırı bir şey yaptığınıza, veya bir bireyin veya kurumun, yaşamına veya mülküne veya kişiliğine tecavüz ederseniz, yani kısaca bir takım maddeleştirilmiş yaşama şekli sınırlarının dışına çıktığınızda, önceden hazırlanmış kurallar bütününe göre, kısa veya uzun bir süre toplum hayatının dışına atılırsınız, veya maddi para cezası ödersiniz. bu cezaların en komiği hakaret nedeni ile açılan tazminat davası olmasına rağmen konuyu değiştirmek istemiyorum.
beni aşağıla. parasını ödemen yeter.
hepimiz bunu yapıyoruz. hepimiz birileri tarafından aşağılanıyor ve bedel ödeniyoruz.maaşımı öde, dilediğin saatte dilediğin yerde olucam, dilediğin işi yapacağım, maaşımı öde, ki benim gibi maaşı ödenenlerin ürettiği şeyleri satın alabileyim. yaşama devam edebilmek için kendimizi hiçe sayıyoruz.
feda ediş. kurban. tören.
haftaiçlerini satarak hafta sonlarını kazanmak
12 saatini satarak, yıllar sonra senin yaşlı buruşuk yüzüne tükürücek oğluna bir gelecek hazırlamak
yaşamanını kaybederek, vatanını korumak.
aslında hepimiz bir şekilde hem kurban hem katiliz.
gelenekselleştirilmiş ve toplumsallaştırılmış değer yargılarına göre yaşam biçimimizin sorgulanması
pencereden bakıyorum çünkü gökyüzü güzel görünüyor
pencereden bakıyorum çünkü bilgisayarı iş dışında kullanmam yasak
pencereden bakıyorum çünkü patronum her an arkamdan gelip benim onun internetini kullanıp kullanmadığımı denetleyebilir
pencereden bakıyorum çünkü o an orada olmamam gerekiyor. dışarıda olmalıyım. istediğim yerde olmalı, istediğim şeyi istediğim yerde yapmalıyım.
özgür olmalıyım. özgür olmalıyım. özgür olmalıyım.
ama değilim.
hiç birimiz özgür değiliz.
salındığımız boşlukta, zincirimizin uzunluğu kadar yol alabilir, prangalarımızın izin verdiği ölçüde hareket edebiliriz. ve sesimiz filtrelenmiştir.
duvarlar duvarlar duvarlar
pencereden bakıyorum
ve ben küçük bir şirkettin kontrol altında tutmakta zorlandığı, bu yüzdende sürekli takip edip sorguya çektiği bir elemanıyım. beni işte sadece kan bağı tutuyor. yaptığım işi yapmanız için ya aptal olmanız gerekir, yada fedakarlık etmeniz. ve ben bunu bir adım ileri taşıyıp kendimi feda etmek istemiyorum.

dediğim gibi, bir sandalyede oturmuş ve dışarıyı izliyorum.
işteyim, çalışmıyorum.
işteyim, sokağa bakıyorum.
işteyim, ama işi bıraktım.
patron arkamdan geliyor ve “napıyorsun” diyor,
tepenizdeki oteritenin üzerinizdeki ilizyonu kaybolunca, yani onun elinden yırtınca, yani size ufak elma şekerleri sunarak özgürlüğünüzü kısıtlama gücünü kaybedince, gerçekten çok sinirlenir, ve eğer siz bunun üstüne onun bu sinirli halini sikinize takmazsanız, oteriteyi fena halde korkutursunuz, ve bu paranoyak ruh sizi yok eder, çünkü işine yaramıyorsunuzdur, çünkü bütün devletler paranoyaktır, çünkü bütün şirketler aslında ufak birer devlettir, ve oterite sizin bulaşıcı bir hastalık gibi diğer ruhlara bulaşmanızı engellemek için sizin sesinizi kısar, yada size maskeler takar, “vatan haini” maskesi en kolay giyilebilen ama en çok dışlanmanızı sağlayan maskelerden biri olmalı.
hiçbir iş yaptıramayacağını anlıyor bana patronum. aslına bakarsanız ona niye hala patronum dediğimi bile bilmiyorum. ağız alışkanlığı.
oterite üzerinizde, bebekliğinizden ölümünüze kadar sizi terketmeyecek kalıcı alışkanlıklar yaratır.

dediğim gibi, bir sandalyede oturmuş ve dışarıyı izliyorum. patronum arkamdan geliyor ve “napıyorsun” diyor,
“hiiiç” diyorum, “düşünüyorum”.
“neyi” diyor hıyar oğlu hıyar,
“yazacağım romanın adını” diyorum hıyar oğlu hıyara, ve adamın babası da gerçekten tam bi hıyar, oğluda öyle, hıyar sülalesi… hıyargiller familyası
“yazacağım romanın” adını diyorum, “sence multifonksiyonel eleman güzel bir isim değil mi? beni anlatıyor” öfkeleniyor ve “bunu sonra konuşalım” diyerek geri dönüyor, amacı içerideki misafirine ve ona çay götürüp götüremeyeceğimi sormak, ama oterite size bir iş yaptıramayacağını anlayınca, sizden talepte bulunmaz, oterite küçük düşmemelidir…. geriye dönüyor patronum. bende camdan bakmayı, cama bakmayı, camdaki lekeleri silmem gerektiğini ama işi bıraktığımı anımsıyorum…. orada sadece, başka bir kurbanın bir süre azad edilmesi için yerine bakma işini yapıyorum. işim bu. fedakarlık. ama asla feda edilemem.
hayatınızı feda edicekseniz, karşılığında daha değerli bir şey almanız gerekir.
bir insanın kendi hayatından daha değerli olan nedir?
sevdiği bir insanın hayatı – aşk – çocuk – aile – anne
sevdiği bir imgenin hayatı – ülke – millet – ideoloji -
yada cennette yaşayacağı sonsuzluk  - din – allah – iman
sistem bize hep bu oyunu oynuyor
size, kendi genlerinizden olma bir varlık ürettiyor, sonra onun için fedakarlık yapmaya başlarken, kendinizi feda ediyorsunuz.

ben
multifonksiyonel eleman
hiçbir şeye inanma. kendine inan
herşey olucağına varır
ve aslında hiç bir şey olmaz
yaşar ve ölürsünüz
herşey bu kadar basit


2.
yerimden kalkmak zor geliyor, biten sigara paketinin son sigarasını yakarken sigara paketini küllük yapıyorum, dediğim gibi, yerimden kalkmak zor geliyor ve küllük uzakta…

zorunlu kalmadıkça hiç bir şey yapmam dediğimi anımsıyorum…

kendi hayatım söz konusu olduğunda, hayatım için yapmam gerekenleri göz ardı ediyor, üşengeçlik ediyor, aylaklık ediyor, ve sallamıyorum, herşey olucağına varır, yani bu tamamen herşeyi ama herşeyi kendi eyleminin doğuracağı bir sonuç dışındaki akışına bırakmak, çünkü dış müdehale çok fazla, naparsan yap olmuyor işte, olmuyor, o halde hiç bir şey yapma diyorum ve o zamanlar 22 yaşında olmalıydım, yani bu tamamen herşey olucağına varır dediğim zamanlardan biri, kendini umursamamak… fedakarlık etmek ile kendini feda etmek arasında bir uçurum vardır. ve ben herşeye rağmen aşırı bencil bir insanım. abimin ben işi bıraktıktan sonra, iş yerinde ne bok yiyeceğini düşünmek istemiyorum. bu yüzden uykuya dalana kadar, hızlı ritmik vuruşlar ve taşak vokallerle zihin akışımı başka noktalara kanalize edicek punk şarkıları dinliyorum. geçmişe gidiyorum biraz.. en başa. hikayenin başlangıcına..

1 kasım 2007          

sincap - giriş yazısı

şimdi okumaya başladığın fanzin, tao ve anarşi hakkında, ve kendini mutlu etme hakkında, ufak bir hikayedir. anlatmaya başlamadan önce, sana biraz ön bilgi vermem gerekiyor. anlatmaya başlamadan önce, çok sert bir punk grubunu, bana şiddet aşılaması için fon olarak seçtiğimi bilmen gerekiyor. yazmaya başlamadan önce, bilgisayarın yavaşlaması ve yazma hızım, düşünme hızım ve bilgisayarın hızı arasındaki dengesizliği artırmak için, bir dvd çekmeye başlayarak, bilgisayarımı yavaşlattığımı bilmen gerekiyor. birkaç ön bilgi daha vermem gerekiyor. kül tablası almaya üşendiğim için, bir kağıt parçasını küllük yaptığımı ve sigaramı onun üzerine koyduğumu, böylece dikkatimi dağıttığımı, yazıdan çok, yazarken peş peşe yaktığım sigaralarımın kağıdı tutuşturup tutuşturmadığını kontrol etmem gerektiğini bilmelisin. ayrıca kulağımdaki kulaklıklardan birini çıkarmam gerektiğini de bilmelisin, çünkü babam hasta ve bana seslenebilir, onu duymayabilirim. ayrıca şu an saat sabaha karşı beş ve intihar tutkunu geç kızın uyuyup uyumadığından, yatmadan önce bi’ kaç hap atıp atmadığından emin değilim.

daha giriş metninde, seni yeterince sıkmak istediğimi ve bir an önce defolup gitmeni sağlamaya çalıştığımı anlamış olmalısın. eğer anlamadı isen ve hâlâ okuyorsan, az önce sigarayı elimle söndürdüğümü ve canımın çok yandığını bil.. bunu, düşünmek zorunda bırakıldığım bir çok konuyu göz ardı etmek için yaptım.

eğer 16 yaşında isen şansını boşuna zorlama, geleceğe dair tüm planların altüst olacak, şu an kendin için yaşamaya başlasan iyi edersin.

eğer 16 yaşında isen ve üniversite sınavlarına hazırlanıyorsan, tüm hayatını kökünden etkileyecek seçimlerin konusunda bencil düşünmen gerektiğini öğrendiğinde, iş işten geçmiş olacak ve nefret ettiğin bir işte para kazanarak, emekli olacaksın, hatta olamayadabilirsin.

eğer 50 yaşında isen ve günün birinde fransa’dan geri dönerek, girdap’a  “50 yaşındayım ve çok pişmanım, her şeyden nefret ediyorum” diyorsan, sana  hâlâ zamanın var, dediğimi anımsa...

önüne birkaç seçenek sunulup, istediğini seçebilirsin, denildiğinde, sana seçme hakkı verilmediğini, özgürlüğünün kısıtlandığını bilmelisin. eğer hâlâ dünyada olup bitenleri boyalı basından takip ediyorsan, sana yalan söylediklerini bilmelisin.

eğer hâlâ anlatacağım hikayemi okumak istiyorsan, elin bir tetiğe yakın bulunsun, birini öldürmek isteyebilirsin...

bunu da kayıtlara geçin; sincap sistemle açıktan savaşmaktadır.

eğer fanzini okumaya sondan başlamış ve her şeyin sonunda bu yazıyı okuyorsan, benim hiçbir konuda suçlu olmadığımı bilmeni isterdim.

eğer fanzini beğenmedi isen, bana bir nefret maili yazmaman gerektiğini, eğer beğendi isen, teşekkürü yazarak değil, bir fanzin çıkararak yapman gerektiğini bilmelisin..

az önce sigaramın kağıdı yaktığını ve odanın koktuğunu biliyor musun?

az önce bir askerin 6-8 nöbetine kaldırıldığını bilmelisin.

birkaç gün önce, tüm suçları bu ülkede doğmuş olmak olan birkaç gencin, ellerine zorla silah verilerek güneydoğu’ya gönderilip, orada başka birkaç ahmak tarafından esir alındığını, sonra serbest kalıp bırakılıp kendi ülkelerine gönderildiklerinde de, niye şehit olmayıp da teslim olduklarını sorgulamak üzere esir alındıklarını, ve mahkum olabilme tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını bilmelisin.

sana öğretilen her şeyin, kendini feda etmen için öğretildiği bilmelisin… ve benim kadar bencil olsaydın, hayatını, sadece özgürlüğünün bi gram bile kısıtlanmaması için feda etmen gerektiğini bilirdin.

kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlardan sistemin korktuğunu biliyor musun?

ölümden korkmayan insanlardan sistemin korktuğunu..

öldükten sonra bir hayata inanmayan insanlardan korktuğunu…

ölmeden önceki hayatını, sadece ‘kendi’ inançları doğrultusunda yaşamak isteyen insanlardan korktuğunu…

boyalı basının, asla görmemenizin istendiği şeylerin önünde, bir set oluşturmakla görevlendirildiğini…

bildiğin her şeyin, sana neden öğretildiğinin farkına varman gerekiyor.

sen bir kuklasın. yaşamıyor, yaşatılıyorsun..

boyalı basın, göz boyar..

hayata siyah-beyaz olarak bakmayı öğrenmelisin. onlar beyaz bayrak çekip, teslim almışlar fikirlerimizi, siyah bir bayrak ile isyanı simgelediğimizi bil.. ve şimdi siyah-beyaz ve kayıt dışı bir yayını okumaya başla. sessiz-sakin-içinden.. şimdilik içinden.

ama bu fanzin ikimiz arasında bir sır olarak kalmamalı. kulaktan kulağa oynamamalıyız.. avazın çıktığı kadar bağır!


1kasım2007

5 Eylül 2007

başlıksız1876

başlıksız1876

1.
eskisi gibi yazamıyorum artık. daha az acı çekiyorum. daha az hissediyorum. bir şeyler hissetmeye bile zaman bulamıyorum. kitap okumaya. müzik dinlemeye. insanlarla konuşmaya -her ne kadar bu sonuncusu gereksiz bir aktivite olsa da.

beynimin içinin çürüdüğünü hissediyorum çoğu zaman. gözlerimin çürüdüğünü. midemin. akciğerimin. çürüklük hissi. "iş göremez" raporu almalıyım. "bozuk" raporu. "tamiri mümkün değil" raporu. iade etmeliler beni. geldiğim yere. her nereden geldiysem. bunu da bilmiyorum. ama üretim yerime iade edilmeli ve parçalanmalıyım bana sorarsanız. işe yarar bir parçam kaldığını sanmıyorum içimde, ama yedek parça olarak kullanılabilir belki, eğer varsa sağlam tarafım. geri kalan kısımlarım çöpe gitmeli. hurdacılar bu işi görebilir. insan hurdacısı var mı aranızda?

evet evet, saçmaladığımı düşünüyorsunuz. itiraz etmeyeceğim. hareket edicek gücü bulamıyorum kendimde. tepki vericek gücü. donuğum artık. insanlar sorular soruyor. aptal aptal suratlarına bakıyorum. deli olduğumu düşünüyor olabilirler. tam bir geri zekâlı. idiot.

ve şu ofisten çıkınca, hemen kapının önünde biri üzerime silahı doğrultsa, refleks vari bir tepki bile veremeyecek kadar yorgunum artık. "heey deprem oluyor" dese biri. "bomba var kaçın" dese. b52'ler geziyor tepemizde dese. içimden hiçbir şey gelmiyor yaşama devam etmek için. rutine bağladım her şeyi. otomatik pilot. talimatı verdim ona. o kim? bir program. ikinci ruh. adına girdap diyor olabilirler. ya da girdap benimdir. o ise girdapoz. girdapalas da olabilir. girdapır da fena fikir değil. ki bana kalırsa ve mademki g harfi ile başlıyor sıfatlarım, göt diyebiliriz. tam bir göt gibi davranıyorum çoğu zaman. bencilce. ama bunu bir tek ben söylüyorum. herkes ne kadar harikulade olduğumu söylüyor. değilim diyorum. ottan boktan bir adamım ben. ve salağım. ikinci bi kişi var sadece içimde. hırslı, azimli, kararlı, dünyayı sikicek yakında. ama o bir otomatik pilot. sürekli kapışıyorum onunla. şu an kendisinden habersiz yazıyorum bu yazıyı, kontrolü ele geçirirse, yazıyı silip çöp kutusuna gönderebilir. çünkü mükemmel yazmak istiyor. ve bu boktan bir yazı. eğer o fark etmeden bu yazıyı bitirir de birine gönderebilirsem okuyabilirsiniz. ancak yine silicektir. utanır çünkü. aptalca gelicektir. ve o haklı olmalı. bana da aptalca geliyor.

şizofreni tanısı.. hayır demiştim, abartıyorsunuz. “yanlış anladınız” dediler, “bu haplara devam edip, bu kadar az uyursanız sonucu oraya varıcak” dediler. iki tane psikolog dedi bunları. bir psikoz geçirdiğim söylendi. o günlerde de, başka bir şeye dalmıştım. başka bir proje. ve sonra insanlar delirdiğimi söyledi. inandıramadım kimseyi deli olmadığıma. sonra gerçekten delirdim. çünkü dayanamıyordum. tek bir kişi göremiyordum çevremde.. kimse yanımda değildi. kimse arkamda değildi. ve umudum tükeniyordu. okula gitmiyordum. işe gitmiyordum. içiyor ve yazıyordum. içiyor ve planlıyordum. amına koyucaktım dünyanın.. düzenini değiştiricektim. yeni bir yaşam formu icat ettim. yeni bir dünya.. 506 sayfa sürdü yazı. sonra ona şekiller yaptım. el çizimleri. krokiler. sonra birkaç kısa tarihsel analiz yaptım. niçin bu durumda olduğumuzla ilgili. yakın çevrem bunu fark ettiğinde beni denetim altında tuttu. delirdiğim söylendi.

kimse bana inanmıyordu. ben kimseye inanmıyordum. sıkılmıştım. ya istediğim gibi yaşayacak ya da intihar edicektim. çalışmak istemiyordum. askere gitmek istemiyordum. "pejmürde" yazıldı sonra. çok sevdim onu. neyse, başaramadım. kafa tutamadım sisteme. tek başımaydım. ve yaşamak için ödenmesi gereken bedelleri ödemezseniz, açlıktan ölürdünüz. ya da sizi deli diye kapatırlardı bir hücreye. ve eve geri döndüm. ekonomik olarak aileme bağımlı değildim tam olarak, ama kalıcak yer, ısınma, barınma ve gıda. bunları ailem karşılıyordu. ve onlardan para istemiyordum, bilirsiniz, harçlık türevi, çocuğa verilen. onlarda da yoktu çünkü. babam günde 13 saat çalışıyordu, pazar dahil, ve hastaydı. 64 yaşındaydı, çalışıyordu. 21 yaşındaydım, ölmek istiyordum.

sonra, dediğim gibi, daha fazla alkol aldım. bir tür geçiştirme süreciydi bu. acıyı geçiştirme. hayatta kalma. yaşam savaşı. ayık olunca intihar etme güdüsü bastırıyordu. ben de ölmemek için sarhoş kalıyordum. bira-votka. şarap. bu esnada okula gidip geliyor ama derse girmiyordum. kitap okumuyor, televizyon izlemiyor, dünya ile ilgilenmiyordum. müzik dinliyordum sürekli. bana ilham veren güçlü sesler. dünya ile alakamı kesmiştim. ben bir şeye inanıyordum. ve kimse bana inanmıyordu.

aptalca bir yaşam tarzı edinmişti insanlar. çalışmak. boktan işler. sigortalı olmak. emeklilik. bankalar. okullar. devletler. oy vermek. demokrasi. ekonomi. silahlar. aşk. evlilik. çocuk. din. boktandı hepsi. yalandı. birilerinin bizi düdüklemek için kurdukları bir mekanizmaydı. biz de gözleri bağlı kölelerdik. hayır demiştim. ve hayatta kalmaya çalıştım. sonra noldu bilmiyorum. uyuşturucu maddeler bir şekilde beni delirtti. ve bir psikoza girdim. ciddi bir psikolojik hastalık geçirdim. ne olduğunu bilmiyorum. merak da etmiyorum. ama iyileştirdiler beni. hapla ve muskayla. bir ay sürede ayıldım. sanrılar azaldı. zihin açıldı. ve okula başladım. ve kitap okumaya. ve tv izlemeye. ve insanlarla gezip tozmaya.

içimden bir şeyi çıkardıklarını düşünüyordum. şeytanı olabilir. ya da tanrıyı. bir şeyi çıkardılar. ve ben normal oldum. okulu bitiricek, işe giricek, askere gidicektim.

2.
özür dilerim. patronumun kızına yemek hazırlamak için yazıya ara vermek zorunda kaldım. ve şimdi nerde kalmıştım ne anlatıyordum hatırlamıyorum. her şey karıştı. ve toparlayamayacağım, üzgünüm. şu an bu yazıyı yazdığım yer bir iş yeri. evden bozma bir ofis. iki oda bir salon bir mutfak. hemen karşımızda ise bir depo var. ve evet, kötü müzik. akıp duruyor. bitti


5.eylül.2007