polidize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polidize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2026

sabaha 26 kala

## sabaha 26 kala. ## 
ön bilgi: Ahmed al-Sharaa, Abu Mohammed al-Golani > Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm (HTŞ) > AL-Nusra> ed-Devletü'l-İslâmiyye (IŞİD), Al-Qaeda (El-Kaide) (wikipedia yönlendirmesi sadece) 

demeç 1: 
Trump: "Suriye Devlet Başkanı çok sıkı çalışıyor, kendisi çok güçlü ve çetin birisi. Orada dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazıları var ve onları o gözetiyor."

demeç 2: 
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack:

"Suriye'nin artık DEAŞ Karşıtı Koalisyon'a katılan, Batı'ya yönelen ve terörle mücadelede ABD ile işbirliğini yapan meşru bir hükümeti var. Bu durum, ABD - SDG ortaklığının gerekçesini değiştiriyor. SDG'nin DEAŞ ile mücadelede desteklenen birincil güç olma konumu ortadan kalktı.

soru: düne kadar ABD ordusu, resmi internet sitelerinde işid'e karşı mücadelede SDG'yi müttefikleri olarak tanımlanıyordu. ne değişti? trump&rte ortaklığı size anlatıyor?


el cevap: 
el-kaide, işid benzeri örgütleri besleyip büyüten silahlandıran ve kontrol eden güç, mezapotamya'yı yaklaşık yüz yıldır kana bulayan güç, filistini kana bulayan güç, iran'da ki mevcut rejimi sovyetlere karşı tesis edip şimdi indirmek isteyen güç, arap halklarının tamamında diktatörleri önce destekleyip sonra bir kısmını indiren güç, osmanlıyı yıktırıp kemalist rejimi kurdurtan, şimdilerdeyse kemalist rejimi sonlandırıp yeni bir uyduruktan müslüman, türk-sunni kontrolünde yeni osmanlıcı, kindar bir ümmetçilik ile kapitalist emperyalist AKP rejimini onayan aynı güç, aynı merkez. 

bu merkezin yeni aktörlerinden ve zihniyet ikizlerinden biri olan RTE&AKP ve yandaşları ile öte taraftaki Trump&Netanyahu ortaklığı ve onların paydaşları değil sadece sorumlu.. çok daha tepelerde arayın kuklaların iplerini tutan elleri. o güçler firavunlar zamanı mısırda da, amerika'da da köleyi köleye dövdüren, sanayi sonrası dönemde şef amir köleleri işçi kölelerin başına diken merkezle aynı.

sistemin tüm çarkları birbiri ile bütünleşik bir şekilde dönüyor sadece yüz elli beş yıl değil belki elli beş bin 26 yıldır, gelişip dönüşerek, güçlenip giderek merkezileşerek. bankacılıktan, haritada çizilen sınırlara, bizi din millet renk cinsiyet ideoloji, sınıf diye kutuplara bölüp, fikirsel olarak çatıştırarak veya kanlı savaşlarda ölüp öldüren biri haline dönüştürerek..

ve giderek katılaşan yüksek teknolojili gözetleme sistemlerini güvenlik bahanesi ile inşa edip özgürlüğümüzü göz ardı eden; iklim bahanesi ile toprağımıza tarlamıza suyumuza havamıza göz dikerken fabrikaların, maden inşaat şu bu vs firmalarının, yüksek teknoloji şirketlerinin, doğayı sömürmesini görmezden gelen ve görmemizi istemeyen, pandemi bahanesi ile sağlığımızı hiçe sayıp bir dizi yasakla ve kurallarla yeni bir toplum modeline hazırlayan, aynı güç, aynı merkez. 

komplo teorisi diyenlerin beynini komple ele geçirmişler zaten, onlar düzene hizmet ederken hala sistem karşıtı olarak geçinerek, siktirip gidebilir hayatımdan!!! işporta tezgahıma gelirlerse ben bizzat kovarım, zahmet olmaz. 

öz savunma ve karşı saldırı:
hüdapar'ın, el-kaidenin, işid'in zihniyet ikizi RTE ve avanesi nezdinde katli vacip bir müslümanım, tao ve islam'ı sentezleyen Allah'a ve anarşi'ye gönül vermiş, bu yüzden onların bağnaz görüşlerine göre mürted bir varlığım; ama her ne olursa olsun onların ve elçilerinin tanrılık ve bekalık iddiasını red ediyor illallah'tan önce "la ilahe" diyorum. ilah yoktur. hele hele insan ilah hiç yoktur. olmamıştır. olmayacaktır. olamayacaklardır. istedikleri kadar devletin bekası desinler. bekalık iddiası şirktir. 

özet ve çağrı: 
dünyanın neresinde olursa olursa, hangi varlığa yapılırsa yapılsın, zulme ve katliama karşı olmayanlarla beraber yeni bir dünyayı kuramayız. 

haksızlık kimden gelirse gelsin, zalim baban da oğlun da kardeşin de eşin de olsa, aynı kara parçasına hapsedilip milliyet diye uydurma bir şey ile ırkdaş olduğun iddia edilen biri de zalim olsa, senin çıkarına gelse de onun zalimliği, bu uğurda ölme öldürülme pahasına karşı olacaksın diye öğrendim ben. o yüzden yerzünün zalimlerine karşı mazlumların yanında durmayan ve "ama" ile başlayan cümleler ile savunmaya geçenlerle beraber saf tutmaya devam edip ortak bir dünya düşü kuramayız.

ukrayna-rusya savaşındaki masum varlıkların yanında (insandan hayvanına bitkisine yaprağına toprağına suyuna kadar); filistinin yanında; iran halkının yanında; amerika'da ki tüm gerçek amerikan yerli halkları, ve afro-amerikanlar, latinler, göçmenler ile ICE'a karşı olan herkesin yanında; ve rojava'nın yanında; suriye'de zulme uğrayan tüm varlıkların yanında (insan, hayvan, bitki veya kürt türk, arap, alevi, sunni, durzi, yahudi, hristiyan vs ayırt etmeksizin o bölgedeki tüm grupların yanında; 

durmayanlarla.... 

işid tohumlarının zulmüme karşı, herhangi bir varlığın özgürce yaşama hakkını savunmayanla beraber yeni bir dünya kuramayız. 

TRUMP&RTE ortaklığı ile maskelenen çok daha büyük bir projenin karşısında net bir politik tavır takınmayan veya hala hiçbir şey olmuyormuş hala her şey günlük güneşlik denizlik kumsallık ormanlıkmış tatil mevsimindeymişiz gibi dünyada sanıp kendini öyle bir yaşam sürüp, düzenin, sistemin, gezegendeki 26 bin yıldır süren sömürü düzeninin değişmesi için mücadele etmeyenlerle, bu saatten sonra yollarımı ayırma kararı aldım. yeter artık. yeterli yani. hala her şey yolundaymış gibi yaşıyorsanız, yaşayın. ona lafım yok. bir gün sizin özgürlüğünüz için de mücadele ederiz. o ayrı. ama zaman kaybettirip üstüne enerjimizi düşürdüğünüz aşikar. 

izmir'de 14 yaşımdan beri yerel olarak verdiğim mücadelede; fikir ayrılıklarımızı bir kenera itip, ortak paydalarımızda buluşarak, özgürlüğümüzü ve zalimlerin zülmüne karşı herhangi bir varlığın yaşam hakkını ve özgürlüğünü elinden geldiğince savunan gezegenin dört yanında bir dolu kardeşlerimiz olduğunu görüyor duyuyor hiisediyor ve biliyoruz. 

umutsuzluk ve mutsuzluk için zaman yok. 

gecenin en koyu hali sabaha en yakınlaşıldığı andır. 

"depresif insanlarla bel bağlarsak dünyayı değiştiremicez kuzen" arky rabia

"isteseniz de istemeseniz de dünyayı değiştiricez" arky rabia

peace love révolte

ZEM't Galaxyz'Zzz BolOrdusu 
yatay düzey kumandası zackEVA of UnPz Crew

*görsel: UnPz Crew broşür 2007 sürümü kapağı.

5 Haziran 2025

always 1312 all states are killer

always 1312 all states are killer

polis 1: kadın bir trafik polisi beni az önce kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçirdi "gel beraber geçelim" deyip arabaları durdurarak. ki ben zaten yürüyüp geçiyordum beklemeden (buca heykel tarafı, işlek bir cadde - hastane dönüşü bunalmışım zaten ki genelde ben arabaları sallamam, arkadaşlarımın azarından da fenalık geldi bu konuda) 

polis 2: "Caddenin karşısında yürüyordum. 17. Cadde ve Broadway. Polis memurları beni kaldırımda durdurdu ve kimliğimi sordu. İsmim konusunda beni terlettiler. Memurlar 'Yerini öğrenmelisin' dediler. Beni kırmızı ışıkta geçmekle suçluyorlardı.

Beni neden böyle küçük bir suçla suçladıkları konusunda söyleniyor ve tartışıyordum. Ben de bağırmaya devam ettim, bana cezamı vermelerini ve işime devam etmeme izin vermelerini istedim. Sonra bir de baktım ki yüzüm betona gömülmüş, elim kelepçeli, yüzüm kan içinde ve tutuklanmaya direnmekten hapse giriyorum." 1991-tupac amaru shakur

dediğim gibi ben bugün zaten karşıya geçiyordum ve kendi kurallarını çiğneyen trafik polisinin kendisi idi, olabilir de.. bana iyilik mi yaptı? bu da olabilir.. ki ben zaten araba maraba sallamam geçerim. geçiyordum da.. benim başımda ilgilim olan bir mercii yok, kırk bin kere dediğim gibi, fanzinlerimde çok daha sert metinler kolajlar var, rahatsız olan kendisinin ilgilisi olarak kabullendiği merciisine şikayet edebilir.. 

bugünkü mevzuya dönersek; hayatım boyu polislerden bekçilerden zabıtalardan güvenliklerden kısaca "üniFORMALİTE'lilerden kişisel olarak üstelik defalarca gördüğüm muameleri düşününce, bugün başıma gelen telafi etmez yaşadıklarımı, yaşadıklarımızı, yaşattıklarını. sadece bu ülkede değil, dünya çapında, o kurum bağlayasıca kurumların.. ki istifa etmeleri dışında hiçbir şey telafi etmez açıkçası.. istifa etmeleri de hemen telafi etmez.. bi sorgulamak düşünmek izlemek anlamak gerekir sonraki süreçlerini yaşantılarını vs.. 


bugüne kadar düştüğüm karakollarda yaşadıklarım, iki farklı eski sevgilimi karakola çektinlerindeki yaşattıkları.. (birinde ben sonradan haberdar olup ağzımda sigara ile sorgusuz sualsız dalmıştım içeri kapıdaki zarbolara danışmadan, diğerinde sevgilimi alırlarken kavga edip kendimi de onla beraber aldırmıştım, başka alınmalar da var zaten, çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği kuruçayda çingene mahallesinde yunusların çingene arkadaşlarıma yaptıkları.. say say bitmez gerçi) 

ha bak afyonda esat abime yaptıkları geldi aklıma da şimdi. daha düşünsem çok çıkar.. 

ülkede ve bütün dünyada yaptıkları..öldürdükleri, sakat bıraktıkları insanlar.. bir kurum kötü ise, içindeki bazılarını kahramanlaştırıp "ama" diye aklayamazsınız.. behzat diye bir kahraman yaratıp dramatikleştirip, romantikleştiremezsiniz.. 

bu konuda geçmişte uzun upuzun yazdım. tekrar etmicem. pac'ın ve benim kırmızı ışık maceramı anlatayım derken laf uzadı. üniforma fantezisi güvenliklerde de zabıtalarda da askerlerde de var.. suni bir güç elde edip kendini üstün görme kompleksinin ötesinde, sakatlanmış bir zihniyete yol açıyor bu fantezi. 

kısaca, şiddeti tekelinde bulundurma hakkı olan devletin meşru şiddet güçlerinden birinin içinde masum kalamazsınız. iyi bir anne baba kardeş arkadaş dost olabilirsiniz ama o üniforma içinde emir kulusunuzdur, müslümansanız da şirk koşuyorsunuzdur. ve tekrar söylemem gerekirse, defalarca ve defalarca, "kul" kelimesi "köle" anlamına gelir ve "osmanlı torunuyuz" diyen şahısların, kendi dedelerini dedelerinin dedelerinin dedelerini osmanlı hanedanı ve padişahlar, kulu olarak kabul ediyordu, osmanlı tebaası, osmanlı hanedanı ve dolayısıyla padişahın kulu yani kölesidir.. kendilerini de allah'ın yer yüzündeki gölgesi olarak görürlerdi. topkapı sarayında bu arap alfabesi ile hala yazar.

 e tabii böyle bir gelenekten gelince, yeni padişamızın her emrini, kulu olarak uygulayanlardan birine "sen allahın kulu değil emir kulusun" diye bağırınca kışın izban alsancak girişinde, devreleri kısa süre yanmış, bi yasağı çiğnemişti..

oluyo öyle şeyler, çok da şaapmamak, çizgiyi bozup, romantik hezeyanlara gebe kalmamak lazım.

net tavır. fuck ortayol! 
ACAB!! all states are killer

ama elbet bir gün onların içlerinden de bir kısmı rüzgar dönüp, terse akan dip akıntı yüzeyi ele geçirip suyun akış yönünü değiştirince, taraf değiştirecek.. o ayrı mesela, bu yazının konusu değil. 

peace love révolte rabia

girdo zackEVA undatoe
5 6 25 11 39
 

4 Haziran 2025

o fazla maaş alıyor almasın

 ..


izmir belediye işçilerinin alacağı maaş belirlendikten sonraki yorumlar ekte. yuh! daha ucuza çalışacak insan varmış, hepsi işten çıkarılmalıymış vs vs. elbet de var. ben de mecburen (nedeni özelden yakınlarıma yazarım, bilen biliyor) asgari ücret taşeronum, ama çalıştığım bin kişilik fabrikada benim 4 katım alanlara, mesaileri benimki gibi 1,5 katı değil 2-3 katı olup gece primi yan hakları vs vs olanlara laf etmiyorum, biz niye düşük alıyoruz diye örgütlenme itiraz etme ise hak getire zaten. 


   hangi partiye ait olursa olsun tüm belediyelerde torpille işe alımaya, şişirilmiş kadrolara şuna buna itirazım edelim önce, ama birileri senden fazla alıyor demektense, iktidarı mı eleştirseniz acaba? 


   enflasyonun nedeni marketler bakkallar pazarcılar çiftçiler vs vs değil, enflasyonun gerçek nedeni, asgari ücrete 6 ayda bir zam yapmayı veya yılda bir sağlam zam yapmayı red etme sebebi olarak "enflasyona sebep olur" gibi saçma ve gerizekalı bir gerekçe gösterip bizi aptal yerine koyanlar; elektriğe, suya benzine deli gibi zam yapıp yüksek bir vergi alan hökümet, çılgınlar gibi para basan KALPAZAN merkez bankası ve bankaların zorunlu likitilerinin 6-10 katı ellerinde olmayan parayı altını gümüşü ellerinde varmış gibi göstererek sanal değer üretmeleridir. (su benzin, doğrudan ürünlerin fiyatını belirleyen etmenlerin başında, sermayedarların kar hırsı da var ayrı)


   iktidarı da belediyeleri de eleştirirken veya savunurken biraz bilgi sahibi olsanız ekonomik sistem hakkında da ne güzel olur.

..




2 Haziran 2025

grev veya isyan

grev ve isyan

ülkedeki tüm sendikaların iki yüzlülüğünü görecek kadar fabrikalarda işçi olarak deneyimi olmayan, hiçbir sendika ile "pratikte" temas kurmamış kişilerin çoğu, izmir belediyesi ile sendika arasındaki mevzuyu problemli bir anlayış ile yorumluyor.. isterse 200bin lira alsınlar, grev yapmak istiyorlarsa yaparlar. konu o değil, çalıştığım yerde çalışanların talepleri karşılanmadan kafalarına göre sözleşme imzalayan bir sendika var mesela. asgari ücret konusunda daima önceden dediği ile sonradan dediği tutmayan, genel grev'in kıyısından geçemeyen, korkak, ortayolcu sendikalar, sendika başkanları, sendika temsilcileri ile dolu ülke. izmir belediye çalışanları isterse 10 yıl grev yapsın, şikayet etmem. ama bu tavrı sendikalar toplumun genelinde göstermedikçe, iktidarla her alandanda her iş kolunda (taşeronlar dahil!!!) çatışmadığı sürece, samimi bulmayacağım.


 he bu arada grevler şunlar bunlar hak arayışları, sendikalar vs vs ile ilgili yığınla metin, öyküler şunlar bunlar yazdım zaten, çalıştığım fabrikalarda bi ton mücadele ettim hala ediyorum. ama kimse bana sendikaların bu ülkede kendi cukkası dışında bir şeyi düşündüğünü kanıtlayamaz. bireysel deneyimlerim, fantastik söylemlere de, istina durumlara da (onlar da işçilerin baskısı ile olmuştur) ağır basar.. 


içerisinden şu alıntıyı yapıp, metinlerden birini paslayıp susayım. işteyim hala, sendikasız, taşeron olarak, asgari ücretle, gece 23'de paydos edeceğim fabrikada. 

çav belladonna


" /../ karşılığında yıllık izin gibi bir mükafat da var hem, şanslıysanız cennetin yedinci katı sandıkları tazminatı da verirler, ama parayı ya da daha mantıklısı olan fabrikaları ve makineleri ortadan kaldırma isteği yerine zam talebinde bulunmanız işlerine gelir. kimse masum değil yani.


alsancaktayız. arkadaşım tansaştan alalım biraları diyor, daha ucuza gelir, migrostan ya da diye de ekliyor. kabul etmiyorum. bakkalıma gidiyorum 25 kuruş fazla vereceğimi bildiğim halde. o bakkal bize gezide yardım etti çünkü.. ve o bakkala ihtiyacım var çünkü. her gidişimde iki üç cümle sohbet ediyoruz çünkü. içten bir şekilde gülümsüyor da çünkü. mahalle bakkalımda öyle. onlara ihtiyacımız var. ne zaman kafanız alıcak bilmiyorum ama, devrim küçük parçalardan oluşur, büyük ve tonla şubeleri olan marketlere gitmeyi red etmekten mesela, ben gitmiyorum, seyyar satıcılardan ve pazar malından devam ediyorum. işçilerin daha iyi şartlar ve zam için grev yapacağına, patronu saf dışı bırakmak için örgütlemesine dayanır devrim. daha iyi şartlara sahip bir kapitalizm yok çünkü, kişisel olarak daha iyi şartlarda ama yine aynı kötü kapitalizmde mücadele etmek var.


aynı anlama sahip cümleleri, sizin ohoo deyip duracağınız şekilde de ipe serebilirim, yani üst entelektüel bir ağız kullanarak, tarihsel örnekler ve alıntılarla şekillendirerek, ama kitlem onlar değil. onlar bana, basit ve derinliksiz demeye devam etsin istiyorum. çünkü onlar sadece yazarlar, dergi çıkartırlar hatta, büyük umutlara sahip edebiyat dergileri, büyük umutlara sahip kitaplar, ama normal yaşantılarında pahalı yerlerde yiyip içer, pahalı şeyler giyerler. solcudurlar, ama sağ kanattan gelen ortalara güzel voleler vurarak yaşarlar hayatlarını. gezide var oldukları halde öncesinde de sonrasında da avm’ye de giderler, burger king’e de. bir kez bile gitmedim. kapısından içeri adımımı atmadım herhangi bir avm’nin. politik olarak o kadar da tutarlı değilim gerçi. çok uluslu bir şirketin daha çok kazanması için sattığıma göre kendimi. yine de deniyorum sokaktan kazanmayı, geçimimi. henüz başaramadım. ama deniyorum. sokak tezgahları. fanzinler.. denemeye devam edicem. ama bu şuna benzeyecek. hiç konserine gitmedikleri underground bir grubun dağıldığında veya bol sponsorlu bir festivale çıktığında burun kıvırmalarına.


kalın kafalıyım.. biliyorum. eskiciyim. ama ne kadar geçmişe dönersek o kadar iyi bence. bu yüzden bana aptalca geliyor, komünizmin makineleri işçilere verme fikri, yerine fabrikaları yıkıp tarla yapmak daha mantıklı. sonra tarlaları kendi haline bırakıp avcı toplayıcı oluruz. ne kadar geçmişe dönersek o kadar iyi derken bundan bahsediyordum. o zaman toplumsal barışa ihtiyacımız kalmayacak çünkü.. doğadaki savaş hepimizin karnını doyuracak. günde 1250 pompa üretmektense, 12 elma toplamak daha mantıklı çünkü. ya da 2 geyik avlamak

.

sahi siz naptınız bu bir sene de.. çok suskunsun okuyucu. bir yorumu bile çok görüyorsun yıllardır. ama beleş fanzin istemekte üstüne yok. aa tabii şimdi çeliştim tüm söylediklerimle. ama ayda 745bin lira kazanmadığım için, büyük fanzin anayasasına ihanet ediyorum bi lira isteyince. buna rağmen bana giren milyarları hesap etmiyorum ama. "iki üç dört lira, paran yoksa bedava" dediğimde, "olur mu öyle şey" deyip beş lira verene karşılık, yanıma geliyor kendine anarşist diyen adam, "bunlar beleş" demi diyor, he yavrum beleş, ben de leyleklerle yaşayan bir saksağanım zaten, karşılığında işe yarar bir eylem yapsa bare, içmek dışında yani.

her neyse, sıkıldım.. ama hala ringdeyim anlaşılan. "bir yazar boksördür ve senin yumrukların cılız" demişti bir eleştirmenim. ama cılız da olsa bir sürekliliği var değil mi moruk? 20 yıldır nakavt olmadım. yerde kaldım sadece, bazen bir sene yerden kalkmadım. ama ringten inmeye niyetim yok eleştirmenim. senin de ringe girmeye niyetin olmadığı sürece, bu bahsi kapatalım artık. ölmedim" 2015


metnin tamamı şurada tıklamayacak olsanız da:


https://unthatow.blogspot.com/2015/08/the-little-f amous-song.html?m=1




1 Nisan 2025

ehonomi çok eyii nöroergonomi çok kötü

ehonomi çok eyii nöroergonomi çok kötü

nasıl bir ek iş yapsak, bahis de bu hafta ne oynasak da 100-200 liraya 3-5 bin gelir mi diye deneyip yutulsak derdinde çalıştığım fabrikanın asgari ücret alan benim de dahil olduğum taşeron kısmı. daha zamlı maaşı bir kez aldık sadece. şimdiden yetmeyen.. ama isyanı HAK getire.. pardon, göklerden gelen karar ile isyan da yasaklanmıştır kesin.. tarihsel uydurma bedava her din ve millet işlerinde.. 

geçinebilmek için günde 8 saat 6 gün vardiyalı çalıştığı halde buna ek bir bazılarınınsa iki iş yaptığı tanıdıklarım var ve toplamda 3 işte çalışıp günde 4 saat uyuyup çocuğunu göremeyen insanın fıkrasını anlatmamı ister misiniz? fıkra dedim çünkü, bunlar umrunda olmayan o tepetaklak gelesi yakın olan ve fakat tepemizde olduklarını zannettiğiniz halbuki kendileri de birer kukla olan iktidar veya muhalefet aktörlerine fıkra gelebilir, bugüne kadar yazdığım ve bundan sonra yazacağım, yaşadığım ve yaşayacağım, yaşadığımız ve yaşayacağımız her şey.. ama onlara da yaşatacaklarımız var elbet.. helalleşmeden üstelik. hakkımız helal değil, ve bu söz konusu falan da edilemez hatta. 

yine aynı fabrikada sendikalılar ise, hisse altın bitcoin ev araba alım satım, bahisde at yarışında çok çok çok yüklü kupon yapma peşinde..

yıllık ortalama maaşlarda, onların yan hakları ve ikramiyelerini baz alınca sendikalılarla aramızda minimum (en düşük olan kesimi) 4 kat varken, ki bu fark 7-8-9 katına çıkabiliyor kıdemlileri ile.. dahası, sendikalıların mesaileri 3, duruma göre gece vardiyasında ise fazlasıyla katlanırken, bizimki pazar ve bayram dahil gece gündüz fark etmeksizin 1,5 ile çarpılırken. onlar gece vardiyasına sağlam prim alırken bizde günün her saati, ücret aynı iken. sendikalıların aldıkları hastalık raporlarında devletin kestiği iki günü şirket öderken. bizim ise 3 gün alırsak 2 gününe devlet el koyarken.. üstelik o vereceği bir günü de, çalışsam alacağım günlük net ücretimden daha da az veren devlet... e daha sayayım mı sabaha mı bırakacaksınız? karpuz da sever misiniz? 

ve şirket elinden gelse herkesi taşeron çalışan yapmaya çalışırken, sendikalı olmayan ama kadrolu (taşeron değil) bir temizlik çalışanı sendikaya üye olunca, şirket ve sendika anlaşıp, çalışanı sendikadan çıkartırken.. ancak aramızda kadrolu ve dahası sendikalı olup bizden dört kat fazla maaş alan ve her türlü yan haktan da yararlanan "hoca" lakaplı selam sabah vermediğim, ağız yoklayan ispyoncu patroncu bir temizlik çalışanı da varken, yani aynı işi yapmamıza rağmen dört katı mangır ve bir dolu yan hakkı olurken hocanın.. 

ve bizim sendikalı olmamız imkansız iken ki bu da başka bir yazının konusu olsun sayın her şeyi çok bilen ve hayatında bir gün olsun fabrikadan içeri adım atmamış olduğu halde fabrika işçileri adına konuşup duran televizyonlara çıkan ve sürekli işçi hakları hakkında yazıp duran solcu olup bu işten para kazanan ve herhangi bir doğrudan eylemde pratiği olmayan enteDÜNtel yazar akademisyen zanatçı caNbazlar

hangi sendikal mücadeleden hangi işçi haklarından hangi adalet ve kalkınmadan hangi cumhuriyet ve halktan hangi demokrasi ve eşitlikten hangi milliyetin hareketinden hangi dinin refah ve saadetinden hangi davanın hürlüğünden hangi işçinin ergonomisinden bahsediyor birileri? ben cahilem babol, fakirem, okumaya da gücüm yetmedi.. bilmem yani.. soruyorum sadece.. öğrenmek için.. başka bir kötü amacım yoktur.. uluslarası örgütlü ve bağımsız isyan çorbasında tuz karabiber salça odun kazan.. balta molotof c4 kanas meşale flama çakmak maske sprey kağıt kalem mürekkep toner kartuş uhu makas neşter video müzik resim kolaj yazı ses göz kulak his olmak dışında.. 

son bir kaç sorum daha olacak birilerinin baş örtmenlerine ve bir diğerlerinin allahlarının halifesine.. (bu arada taoizmle islamı sentezleyen kendimce bir inancım var ve politik anlamda anarşiye de, tao allah yehova ya da hangi dilde ne ise o "her şeyi kaplayan ve hiçbir şey olan" tek varlığa bağlığım ilkokuldan beri gelmekte.. herhangi bir şeyin çisi çusu şucusu bucusu herhangi bir ideolojinin savunucusu olmadım asla ve anarşizm diye bir kelime de kullanmadım, çünkü anarşi bir oluş hali bir yaşam rutni bir hayat düsturu ve doğanın ruhu ve kosmosun şuurudur en yalınlığıyla.) sorularıma gelince at tırnaklarına: 

komşusu tokken aç yatmak mı? vekilleri olan hükümettekilerinin vergilerinizle, düzenbaz ihaleleri ile ve durmadan para basmaları ile zenginleşirken; vergilendirilmiş kazancın kutsal olduğuna inanmak mı? patronların senin emeğinle zenginleşirken iş ahlakı mı? pardon ama bu para işleri hangi din ve millet bakanlığına bağlı oluyor? merak işte.. fakir ve cahilem ben, dedim ya. okumam yok, yazmam var sadece... türkçeyi okuyamıyor ve kekeleyerek konuşuyorum, duyduğumu anlamada sıkıntım yok ama.. cevapları bekliyorum. dedim ya, okumam yok benim, sadece yazabiliyorum.. c4 seviyesinde hem de.. yersen.. 

sinirlerime sakin olmama gerek yok sayın psikiyatrim, ilaçlarımı artırıp dayadınız yazdan beri kan tahlillerim düşük çıkıyor diye, iki ay önce.. ilacım var evet, sağolsun sigortalı çalışan olarak üste baya para ödesem de alabiliyorum hala onları.. relax stella relax.. çözüyor her şeyi ben.. ben çözünmesem de 6 yaşımdan beri.. mışıl mışıl uyuyorum ben... güneş batıdan doğunca uyandırın beni, tövbe etmeye ihtiyaç duymuyorum öncesinde.. isyanın hak olduğuna inanan ve, tao ile islam'ı sentezleyen katli vacip bir zındıkım gözünüzde biliyorum.. 

çav belladonna.. 

* "ehonomi çok eyii: otonom piyade/saian - varyate isimli parçadan alıntı. "İstemesen de kalkacak kazan / Otonom lobotomikal lirik yazıp azan / Gazetede sürmanşet yalan / 'Ehonomi çok eyii, Alman'lar kıskandı' falan" 

** nöroergomomi: ergonomi ve sinirbilimi birleştiren bilim dalı. ergomomi ise; insanın fiziksel ve psikolojik özelliklerini inceleyerek insanın makine ve çevre ile olan uyumunu doğal ve teknik olarak araştırma ve geliştirme çalışmaları topluluğudur. yunancada ergo iş, nomos ise yasa anlamına gelmektedir. (kaynak; wiki) 

*** stella: yazmaya başladığımdan beri hiç konuşmayan karakterimdir. hep aynı şekilde anarım kendisini: "relax stella relax" diye. psikiyatrist olur kendileri. bi sürü sabit karakterim var bilen bilir. onlar karakter de değil zati. hayaletlerim.. 

hayal edin.. her şeyi riske atarak o hayalin uçurumundan zıplayın.. bencilce, kendinizi kurtarmaya yönelik veya bu hayatın içi boş keyfi hazlarına yönelik değilse düşleriniz, özgürlük aşk ve isyan için ise, uçarsanız bile düşmek yerine.. 

27şubat25 1645

(olaylar başlamadan çoğ önce yazmıştım..bloga ekleyip paylaşayım bare dedim.) 

6 Nisan 2024

la ilahe

// la ilahe

mustafa kemali öldür

muhammedi öldür

marxı öldür

kalbinde ilahlaşan ya da

başkaları için ilah olan

herkesi öldür


hele ki benim gibi 

inançlı biriysen

kendi nefsini ve

nefsini ilahlaştıran herkesi öldür


ancak böyle varabilirsin

özgür bir zihne ve

birlikte ancak böyle varılabilir

özgür bir evrene


tayyip erdoğanı öldür 


06 04 24 17 14 

*la ilahe: ilah yoktur


.. 2056, 8 ağustos'ta çıkacek olen "polidize" isimli kitabemden..

ters korelasyon

// ters korelasyon

efendi çocuk değildi o
efendi olmak istemiyordu
herhangi birinin ya ya da bir yerin

efendi kelimesi
çift anlamı ile
ters korelasyon yapıyordu
kendi içinde

hiçbir efendi
efendi değildi
bu yüzden olmuşlardı
efendi 
birilerine
ya da birileri bu yüzden
görmüştü onları efendileri

efendi çocuk değildi o
hiç olmadı

ama komşu kadınlar
sandı öyle
kızları olsa verilecek tip hani
vardı da bazılarının kızları
kızları da istemezdi
efendi çocuk
başlarına bir efendi isterledi daha çok

ve asla başkasının gözünde
görüldüğü gibi biri olamadı o
içinden konuştuğu günler boyu
zihninin duvarları
yüksel desibelden
parçalandı
ama çıt çıkmadı 
gözlerinden

26.04.2024 - 17:00

4 Ağustos 2019

"vergilendirilmemiş kazanç kutsaldır"

en son bakkaldan ne zaman sigara aldığımı hatırlamıyorum, epey epey uzun yıllar önceydi. bugünse tütüncüden iki arap kağıdı aldım, biri arkadaşıma, yan tezgah. parasını da istemedim, o da vermeye yeltenmedi zaten, bi liranın hesabı mı olur?

oysa bir dal sigaranın hesabı dönmeye başlamış gene twitlerde, her zamda aynı geyik; "bırakıyorum" "sağlığa zararlı" "tütün iççem" tripleri..

alkol almazsam temizinden iki paket, alırsam miktara göre 3-4 paket içiyordum eskiden.. şimdi her şey dahil 40 liraya bir ay çıkıyor, sigara içme miktarım hiç azalmadı, nerdeyse 20 yıldır bi gram azalmadı. üstelik iki yıl önce gece öksürüğü dalgasından röntgen çekildim, ciğerler tertemiz, geniz kaynaklı öksürük dedi doktor.. geçti üç güne. onu da, o günlerdeki sevgilimin ısrarına çekildik... 74 yaşıma kadar anlaşmam var halbuki, ölmem. her neyse.
sahte içki, yok pardon içkinin sahtesi olmaz, hatta devlet onaylı vergili ve destekli olmayan her şey en gerçektir, ev/el yapımı diyelim, içkiden de ölmedim çok şükür 20 yıldır (ölenler kör olanlar var evet ama biraz dikkat biraz güvenilir kanallar lütfen)

sonuç olarak, bugün de her tekel zammı sonrası tezgah önü kulak misafiri olduğum muhabbetlerde gündem, "bırakçam", "tütüne döncem" "azaltçam" idi. 

hala mı dönmediniz? gerçekten mi? isyanda mı etmediniz hiç bu duruma? hala mı? herhangi bir olumsuzluğa isyan etmeyi hiç mi içinizden bile geçirmediniz yoksa? kadere isyan dışında?

bazıları da tütüne güvenmiyor, bana gelip tekel sigarasının daha sağlıklı olduğunu söyleyen denyoya beş yıl önce üşenmedim şu cam filtrelerden aldım, beş tütünün bıraktığı izi bir tekel sigarası bırakıyordu, eğer korkunuz buysa. üç hafta öksürük balgam, sonrası temiz.. hatta eskisinden daha temiz..

daha az vergi vermek için elimden geleni yaptım hayatım boyunca, çünkü üç kuruşa minimal ihtiyaçlar bile karşılanmıyor yavru. yirmi yıldır işporta açarak vergisiz kazanç elde edip, bu esnada ara boşluklarda uzun/kısa vadeli (kış) 30 fabrika gezdim..

bu şekilde hiçbir şey değişmeyecek, çünkü bu şekilde yaşayan ve düşünen insanlar olarak azınlığız, bunu biliyorum, ama en azından o sokakta saatlerce oturup, görünür olmak ve dokunmak, temas etmek (fiziksel temastan bahsetmiyorum) ve en azından günde bir kişinin aklını çelerek, ama uzattığım boş beleş fotokopiksel zilzuratlarla ama konuşarak, kendime artı bir ekliyorum... görünmek/dokunmak/temas etmek.

bu esnada günde 10 kişiye fanzinin ne olduğunu anlatıp (son beş yıldır fanzin algısını da siktiler ülkede o ayrı) yirmi kişiye adres tarif edip en az üç kişiye sigara sarıp, 100 kadar insanın göz bebeklerinin içini görmeye çalışıyorum, hemen kaçırırlar gözlerini, ayrı..
ve inatla, ve ısrarla, izmir'de kendine "anarşist" sıfatını yakıştıranlardan uzak duruyorum (bir kaç istisna hariç)

çünkü kendi aranda kuram tartışmak, kendin gibi insanların takıldığı mekanlarda çene çalmak, ve barlara sıkışıp kalıp, içip sızıp sonra ertesi gün aynı döngüye hapsolmak, sizin de muhalif olduğunuz kesimden bir farkınız olmadığını gösteriyor bana..

not: kendimi dillendirmek değildi maksatım.. bana son iki yıldır bok gibi giden çoğu zaman siftahsız eve döndüğüm tezgahı niye hala açık tuttuğum ya da takıya vs dönmediğim soruldu dün, yakın bir arkadaşımın yakın bir arkadaşı tarafından... "inat mı hobi mi heves mi vs vs", ya da bir diğer her gün sinyal ile kimyasal peşinde koşan elemanın çarşamba sorduğu soru gibi "zengin piçi misin?"

 değilim, fakirem ben sizin kıstaslarınıza göre. benimse parayla hayatım boyu işim olmadı. param da hayatım boyunca pek olmadı.. ama hayatım zengin geçti hiç olmazsa.. 
el cevap budur. uzun oldu. mazur görün..

takı da yaptım bu arada 2001-2003 arası biliyorum yani işi. karşı da değilim, yan tezgahta gördüğüm en iyi hand made takıcı dostum varken bana düşmez o. he bu arada artık adres sorandan bir lira, "bunlar ne" diyene fanzinin ne olduğunu anlatmak 50 kuruş, adres sorup anlamayıp üç kere tekrar ettirenden 3 lira, gelip akıl verenden de 180 km hız alıcam - kaçmak için.. : ))
--
"on changera le monde que vous le vouliez ou non"
"istesiniz de istemeseniz de dünyayı değiştiricez" Keny Arkana

bugüne güncel not: 4nisan2025
4 ağustos 2019'da yazmışım bunu. bir süredir uzun bir süredir alkolü de bıraktım. yılda maksimum 4-5 güne tekabül eden zamanda, yani iki üç ayda bir, bir bira belki.. son beş yıldır.. en güzeli.. berrak zihin, uyuşmamış beden ve kafa..

bir kutsalım yok bu arada, tehlikeli bir kelime o, sistemin güzel bir oyunu, arapça kökenine bakalım: "Köken: Arapça: ق د س (k-d-s) Anlam Kökü , Dokunulmaz, Temiz, Arınmış, Yücelik, tanrısal olarak yükseltilmiş, dünyevi olmayan. arapça Kuds kökenine osmanlı zamanı sal eki eklenerek oluşturulmuştur, arapça mukaddes kelimesi halk arasında osmanlı zamanlı kutsal kellimesi olarak yaygınlaşmıştır.

4 Haziran 2017

zam isteme, fabrikayı yak

zam isteme, fabrikayı yak
. 
balkondayım. sabahın sekizinde. bir pazar sabahı, sabahın sekizinde. ister istemez, geleceği düşünüyorum. çalışmak istemiyorum mesela. ama böyle diyince ben, hep bir ağızdan, “kimse istemiyor ki canım” diyorsunuz, “ama buna mecburuz.” yok ya? harbiden mi? kim koymuş bu mecburiyeti. hepimiz birlikte karar vermiş gibiyiz sanki. el birliğiyle çalışmaya mecbur olduğumuza kendi kendimizi ikna etmişiz ve bunun veya dişli çarkların herhangi birisinin zıttına dönmeye çalışan herhangi birini de hemen sisteme adapte etmeye çalışıyoruz. kaçaklara izin veremeyiz. bir baba bile oğlunu sisteme adapte olması için yetiştirir. çünkü başka bir çıkar yol yoktur. aileden multi milyarder doğanları hesaba katmıyorum. onlar çalışmasa da olur. ama ben de çalışmasam olurdu yani, diye bir cümle kuramıyorum. ama annem ölünce işe gidebilecek miyim bilmiyorum mesela. hoş annem ölünce hayatta kalabilecek miyim onu bile bilmiyorum ya. neyse.. bulursun bir yolunu diyenler vardır şimdi. “kendini bırakma.” bayılıyorum bu lafa. “kendini bırakma.” ulan mesele bu değil ve ki herkes kendini bıraksa ne kadar güzel olur biliyor musunuz? herkes salsa bi şöyle. devrim mücadele ile değil de salınımla gelse.. hiçbir şey yapmasak yaşamak için. hiçbir şey ama. faturaları ödemeyerek başlasak. kesilirse kesilsin elektrik ve su. ama mesele bu değil. bir şeyler üretme dalgasına veya evrak işlerine bi beş gün bakıvermesek.. adına da grev demesek mesela. fenalardayım desek. bak bu aralar çok kötüyüm üstüme gelmeyin olur mu, desek. şöyle bi onbin kişi, politik düzlemden uzak bir şekilde bunu deyiverse.. ben bu cümleyi her gün anneme söylüyorum mesela. güne her gün, “anne ben bugün işe gitmesem olur mu” ile başlıyorum. otuz beş yaşında hala, işe gitmemek için patronumdan önce annemden izin alıyorum. o yüzden diyorum, annem ölünce işe gidebilecek miyim, bilmiyorum. mesela birisi, aylık beş yüz lira verse işi hemen bırakırım. alkol ve tütüne kafi bu rakam benim için. fanzin basmayıveririm olur biter. diye düşünüyorum. düşünüyorum sadece. balkondayım ve bir pazar sabahı, işe gitmiyor oluşumun şerefine içiyorum kahvemi. çünkü o kadar çok pazar sabahı işe gittim ki, sayısını unuttum. ve bir o kadar çok, cumartesi gecesi gittim işe, pazar sabah evdeydim. ama en çok sevdiğim şey, işten kaytardığım sabahlarda balkonda sigara içmek. işe gidenlerin yüzlerine bakmak. tek bir mutlu yüz göremezsiniz sabahları. muhafazakarından en radikaline kadar tek bir mutlu yüz. on yıldır fabrikalardayım, bırak da o kadarını bileyim hikmet. ve ne yazık ki, hala işçi sınıfından medet umuyor, hayatlarında bir kez olsun bir fabrika kapısından içeri adım atmamış andavallar. onlardan cacık olmaz. biliyorum. biliyorum çünkü 10 yıldır içlerindeyim. çok fabrika gezdim. daha bir tane, maaşına gelicek zam için mücadele etmek dışında herhangi başka bir şey için mücadele edicek bir işçi görmedim. vardır belki, ben görmedim sadece. ve maaşına ya da işyerindeki pozisyonuna, veya işin yapılış şekline gelicek iyileştirme için mücadele etmek bana kalırsa fazlasıyla fasa fiso bir mücadele. bütün fabrikaları yakmak için verilen mücadele en afillisi. ama buna yanaşamayız. yoksa ayfonlarımızı kim üreticek de mi ama. ya da peynir tenekelerimize kim marka basıcak. sahi onlar bir yerlerde basılıyordu değil mi? ya da elektronik sayacımızı kim üreticek. onu da birileri yapıyor. ya da ya da, malboromuzun kutusunu kim yapıcak. onu da biri. ya da kim uçağımıza bagajımızı yükleyecek. ben. hepsini yaptım çünkü. ve daha fazlasını. ve çoğumuz birkaç şeyi yaptı.. yapmaya da devam edicez. çünkü biz tüketim değil üretim toplumuyuz. nokta.

dediğim gibi, ben, bireysel olarak, işin içinde bencillikte var, çünkü isyandan umudunu kesmiş biriyim, devrime de inanmıyorum, devrimden önce isyana gönülden bağlıyım, ama yok öyle bir ivme, ve hiç olmayacak, ufak kıvılcımlar dışında bir halta yaramayacak bağırışlarımız, o yüzden, birazda bencilce, kendi çalışmadan yaşama alanımı oluşturmaya çalışıyorum. deniyorum yani bunu. planlarım var. ya tutarsa. tutmazsa, dilenciliğe başlarız tanrısını satayım. bulunur bir yol. zengin bi hatun kafalarız bakarsın. hoş hiç bi hatunu kafalayamadım o kadar uzun süre. maksimum bir buçuk ay. sonrasında bana karşı olan tutku ve hevesleri son buluyor. kızmıyorum onlara. bu kadarlığım. biliyorum bunu. alıştım artık. mesele bu değil. mesele aslında politik falan da değil biliyor musunuz? ve ben ve etrafi, hiç de öyle sandığınız gibi, birileri sanıyor bunu, biliyorum, anarşist falan değiliz, politik hiç değiliz. yani sizin olan politikliğiniz biz de bir öğürtüye neden oluyor. özellikle solcuysanız, bu öğürtü yerinde duramayıp kusma şeklinde son buluyor. sokaktayız sadece. ve kimseyi umursamıyoruz. polis de dahil buna. içeri alınma kaygısız işler yapıyoruz. yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. ama işe yaramayacak olduğunu düşündüğümüz eylemlerinize, destek olmuyoruz. bizim derdimiz daha çok kendimizle. büyük bir buhranın içerisindeyiz. devletten önceki düşmanımız insan. devlet ikinci planda kalıyor. insan neslini yok edebilirsek eğer, herhalde hayvanlar da bir devlet kurmazlar başımıza diye düşünüyoruz ki insan nesli, tükenme tehlikesi yaşarsa, bu tehlike bertaraf edilmesin diye ilk biz destek oluruz intihar ederek. öyle değil mi etrafi? hatta giderken bir canlı bomba olup, götürebildiğimiz kadarını götürmeye meyilliyiz. ama bunlar hayal sadece. gerçeklere dönersek, dişli çarkın arasına sıkışan bir toz parçası olmaktansa, çalışmamayı yeğliyoruz. başaramıyoruz orası ayrı. en azından ben başaramıyorum. ve tüm sizin algısal dünyanızda depresyon adını verdiğiniz, canhıraş yatışlarımda bu yüzden ileri geliyor. çalışmak istemiyorum. hem de hiçbir şekilde. tarlada falan da çalışmak istemiyorum. o yüzden seviyorum avcı toplayıcı dönemi. çünkü bana çalışmak gibi gelmiyor o dönem. anlatabilir muyum? tabii ki hayır. çünkü politik terimler kullanmıyorum. felsefenin veya siyasetin peygamberlerinden alıntı yapmıyorum. en çok da aydınlanma dönemi çıkarmıştır peygamber. bütünüyle karşıyım o döneme. başımıza tüm bu çorapların örülmesine vesile oldular sağolsunlar. ha ne diyordum? hiç bişi efendim. şöyle bi beş gün, toplu halde işe gitmeyip, adına da grev değil, fenalardayım desek, fena olmucak. hepsi bu. sonra gene, bir kolu çekip bir tuşa basarız. sorun değil. bu aralar sadece. anne, tamam anne, olmaz, biliyorum, işten atarlar, biliyorum iş bulamam bu yaştan sonra, tamam anne, gidicem..


4 haziran 2017.

14 Haziran 2014

latin anadolu

latin anadolu

belki de haklıydı
ricardo edmundo
karısını ve kızını öldürdüğünde

tarihsel süreci
dillendirmiyorum
şiir uzamasın

sola kırmak istedi sadece
ama gerçekten istedi
olmadı

bir anlık refleks karmaşası
bilinçaltının hayatına
attığı çelme

gerçekte biz kimiz
diye sordu
içgüdüsel olanı ne belirler

bir hafta önceydi
sadece yedi gün önce yani
yeni günün başlangıcı

bu arada şiire
kafiye katmak için
değil bu yedinileme
ve üçerli dizeler
akışını bir yerde
bozmak gerekliydi
konuya geri dönelim

itkisel olanla istendik davranış
arasındaki çatışma
içindeki kaosu başlattı

toplum ve doğa arasındaki
arbedede ölen
balık ağaçı

sevgilisi, yani eşi
onu sarhoş bir halde
gördüğü adamla basınca
aklı karıştı mary’nin
ve garcia
yani yaygaracı
olayı gören diğer kişi
tüm mahalleyi ayağa kaldırdı
tam olarak ne söyledi
hatırlamıyorum

ama ricardo ve
mary için
bir cehenneme dönüşünce
doğup büyüdükleri yer
bir hafta içinde
gitmek dışında
bir seçenek kalmamıştı

“istenmediğim yerde durmam” gibi
bir tepkiden daha çok
“istediğim alanda barınamıyorum” türü
bir küsmeydi onunkisi

yola çıktı
eşi ve kızıyla beraber
ve aklından bir an bile geçmedi
mary ve luis arasında
herhangi bir duygusal
ya da cinsel temasın
olabileceği

gerçek olan da buydu
olmamıştı
olabilirdi belki ama
o gün değil
otuzbeş yıldır tanıyordu mary’yi
yaşı otuzyediydi mary’nin öldüğünde
ricardo ise otuz dokuz
kızları yedi
ama dediğim gibi dostlar
tarihsel sürece girersek
şiiri bitiremeyiz


garcia aşıktı ricardo’ya
olayı da
algılamak istediği biçimde anlattı
olamazdı böyle bir şey
anadolunun ücra bir kasabasında

yola çıktılar
başka bir şehir başka bir hayat

kör bir toplumun dilini kesmek gerekir
sadece kulaklarının sesini dinleyip
ait oldukları yapay doğa ve
ahlaki travmadan
sıyrılabilirlerse
yola gelebilirler belki
bu tüm dünya insanları için böyle
arap ya da japon ya da viking veya zenci olman
kabul edilir bir fark içermez

yaptıklarını yapma nedeninin için
içinde bulunduğun koşulları
öne sürdüğün esnada
isyan etme hakkını
zihninde saklı tuttuğun sürece
savunmaya geçemezsin
aldırış edilmez

ve dediğim gibi
belki de haklıydı
ricardo edmundo
karısı ve kızı öldüğünde
mahkemeye kendini sunarken
aklanmaya çalışmayıp
“ait olduğumuz toplumsal norm
ve kurumsal bağnazlık
atar damarımızı kesiyor”
dediğinde

karşıdan gelen kamyoncunun hikayesini de
başka bir zaman anlatırım
dediğim gibi
şiir uzar ve
beni bekleyen bir
durum söz konusu
bulaşıklar ve hayat
eyvallah

14.haziran.2014




10 Haziran 2014

DEVleTanrı

DEVleTanrı

devletle ilişiğimi kesiyorum
ama o bana ilişmekten vazgeçmiyor

çok ikiyüzlü
ve aynı zamanda da yüzsüz
herkes için her türlü şekle
girebilecek kadar esnek
ve işine geldiği durumlarda katı
çarparsan üzerinde bir kesik açılır
atsan atılmaz, satsan satılmaz bir şey
yani aslında ortada yok
gizlenme konusunda usta
ve suçu başkalarına yıkmakta aceleci

onun için iş gören melekleri var
cebrail, medya mesela
polis azrail
israfil olan ordusu var
ve mikail sermaye
tanrı gibi bir şey işte
ama tanrı kadar cool değil
çok kasıyor herhangi bir noktada
açık vermemek için
açıklarını açıklarsan ortadan kaldırıyor
sihirbaz gibi de yani aynı zamanda
çok fonksiyonlu bir bilmece devlet
duruma göre her türlü şekle girebilir
ve din de ona ait
dinsizlik de

ve hepsinin aralarında
tümünün
bütün devletlerin
gizli bir antlaşma var

kaplamışlar
tüm kara parçalarını
ve denizleri de hatta
gökyüzünü
kaçılabilecek yerlerde bile
peşinden geliyorlar

bir hapishane dünya
isyan edip
duvarları yıkmaktan başka
seçeneğimiz yok

ama siz yine de
yeni bir iktidarın
yeni bir ideolojinin
yeni bir sistemin
peşinden gidin
değişim umudu ile.

çıkış yok
a-narchía’dan
başka

10.haz.2014 – 16:35


3 Haziran 2014

gitmeyen yakup

gitmeyen yakup


“kötü bir gece ve kötü bir sabah” dedi zack
bunu kendine üç kez söyledi

mutfağa geçti, kendisinin yanından ayrılıp
öperek kendini, seni, hayatının kadınını
onla kendi arasında
herhangi bir fark gözetmiyordu

geçti, mutfağa
bir sigara sararken müzik açtı
cure tabii ki
the funeral party
sardı, özenle, şarkıyla sigarayı iç içe
çıktı balkona
kötü bir şey olacağı hissi ile
hayır, hisleri kuvvetli değildi
ezberlemişti sadece
birbirlerinin eşleniği günlerin
ardı arkası kesilmeyen görecesizliğini
cold çalıyordu bu kez
yine the cure
ve sigara
yarıya bile inmemişken
durdu müzik
şarjı bitiyordu telefonunun
bu muydu olacak olan kötü şey
sanmıyordu
bilmiyordu ama değildi
değil gibiydi
değil gibi yapmak zordu
bitirdi sigarayı
hızlıca
onu içeride bekleyen
bebeğini daha fazla
tek bırakmamak için
sarıldı
öptü
şarja taktı şarkısını
kağıt ve kalem aldı
düşündü, yazarken





belki de
dün gece planladıkları gibi
sabah otostopla
gitmelilerdi
nereye olursa
olmazdı
mektup yazmıştı ona
ikinci mektubunu
gece, cep telefonuna

kalkınca mektubu
bilgisayara aktardı ve
pinero’yu 2009. kez
tekrar izlerken kaldı uyuya

uyandı
öptü kendini
diğer yatağa taşıdı
geniş ve ferah olana
sarıldı asla bırakmamacasına

ve bu arada bir türlü
kurbağalar batmaktan gelemiyordu

denge, demişti mektupta
bugün günlerden ‘denge’
gerçekte var olanın
asla açığa çıkmamış enerjisi
dengede olmakla sabitlenebilirdi

ve o’na eğer
bir şey olursa
ağlarsa mesela
dünya hapı yutabilirdi
o kadar emindi kendinden
kendinden ve içinde çıktığı nehrinden


büyük konuştuğu söylendi
büyük susuşları sonrası
büyük oynuyordu oysa

her şeyimi verip
hiçbir şeyinizi istemiyorken
bir şeylerinizi çalmaya
mecbur etmeyin beni
dedi


siz orada seslice
karmakarışıklığınıza sabitlenebilirsiniz
sessizliğimize kulak kesilmeyin yeter
dedi zack
içinden dilediği bir serzeniş gibi


iyiydi
nihayet
iyileşmişti
şimdi iyiydi ve
gece iyileşmişti
bir saatin boşluklarla akan
tik taklarına alışmış
korktuğu karanlıkta yatışabilmişti

kötü bir gün mü, demişti
yanılmıştı
her gün kötüydü
daha kötü ne olabilsindi
bir hiç uğruna ölen onlarca işçi
ne yaptığını anlamadan dövülen kadınlar
en yakınları tarafından iğdiş edilen çocuk
düşen borsadan daha önemli olamazdı tüm bunlar
olmamıştı hiç
bekledi
aynada kendisi ile yüzleşerek zack

zamanı gelmişti zamansızlığın
bugün günlerden denge
kaosun göbek adı anarşi
motor sesleri
silah sesleri
uçaklar bombalar ağaçlar
dünyanın bütün hezeyanları
birleşin!

derin bir nefes alıp
öptü o’nu
hayatının tek kadınını
uyurken o
uyumuyor
uyanıyordu
biri dinlenirken
diğeri okunuyordu




“sarmal doku çetesi”
koydu adlarını
iki kişilikli tekil
terör örgütlerinin

kimseyi öldürmezlerdi ama
devlet bu
kendi şiddeti dışında
her şeyi yasadışılaştıran devlet
kendi sergüzeştleri dışında
herkes terörist
kendi kendileri dışında
herkes hiç

devlet bu
yalanlarını doğrulatmak için
gerekirse kan kullanır şerbet niyetine
devlet adı
soyadı her zaman ve koşula adapte bir değişkenlikte
paranoyak devlet
paranoyak devletler
herbiri
aralarında hiçbir fark gözetmeksizin
herbiri

şirketler
medyalar
ordular
polisler
çoğu bilim adamları
çoğu mühendis
hemen hemen birkaç kötü adam
illuminati
difüzyonun nosyonu
normların paralelliği
her bir ülke sınırı için ayrı ayrı
paralel eğriler
pasaportlar ve kan basıncı
beynimi didikleyen acı
beyninizi didikleyen açık çekler
para para para
hayır hayır hayır
bi saniye
lütfen bi saniye dedi zack
kurbağalara bakmaya gitmeyecekti
onlar gelsinlerdi
eğer isterlerse
prensliğin veya prensesliğin
arzusunu dışlayıp
gelsinlerdi eğer gelebiliyorlarsa
gitmedi
gitmeyecekti
bunu kendine hiç söylemedi.

dedi lethe: “dur bi
sakin adamım
çay koy sigara sarıcam”
“hay hay” dedi zack
güldü
ağladı

dünyada o kadar haksızlık varken
hangi birine karşı çıkabilirlerdi
denemeye değiyor muymuşdu ki
olabilir miymiş di ki?
mümkün müymüş dü ki değişsin dünya
hiç dert değil dedi zack
ben dünyayı değiştirmekten ziyade
kendimi değiştirmemek için veriyorum
mücadelemi

döndü lethe’sine
sarıldı ve bekledi
birbirlerine “durma” bile
demiyorlarken hiç
durmalarını diledikleri
olaylar karşısında
alkış tutup tempoyu ayarlayan
polisin gözlerinin içine
bakarak geçtiler elele yoldan
yiyosa bir şey desinlerdi

korkaktı polisler
askerler korkaktı
politikacılar
patronlar
işçiler
sendikalar
solcular ve sağcılar ve yolsuzlar
alayı ödlek bir tutkuyla bağlıyken
iktidar olmaya
senkronize bir sessizliğe gömülmeli

kendi canları yanmasın diye
canların yanmasına
göz yumabilirlerdi
ellerinde tuzaktan kumanda
beyinlerinde porno endüstrisi

durdu
gerçekten durdu zack
hiçbir şey demedi
demeyecekti
anlamasınlardı
anlamayacaklardı
bunu kendine hiç söyledi
kurbağalar dilsizdi
çağırsalardı da gitmezdi

“hiçbir şey görme” dedi
kendi kendine zack
“hiçbir şey duyma
dilini yutmadığın sürece
sorun yok nigga”

3.haz.14