17 Mart 2009

flash

“böyle hayatın amına koyayım” dedim ona
tehlike anında bağırdığım şey bu dedim ona
tehlike anında ve çığlık çığlığa

beni duymadı
beni duymadı ama dinledi
beni görmedi
hissetmedi
yanından gelip geçtim sadece
arkamı dönmedim
peşimden geldi ve üzgünüm dedi
peşinden gitmek istemedim
yürüdük yürüdük yürüdük

birini istiyorum demiştim yıllar önce
bağrış çağrış ve sarmaş dolaş olabileceğim birini
bir küs bir barışık
ama asla kırılmayacağım
ve asla kırılmayacak birini
kedi olabilirdi
kadın olabilirdi
ola ola müzik oldu hayatımda

hayır mutsuz değilim
hayır pişman değilim
ama iyi de değilim
iki arada bir derede yaşayıp gidiyorum sadece
bir dereceye kadar görebiliyorum her şeyi
sonra flash patlıyor
gözlerimi kapatıyorum
açıyorum
elime tutuşturulan resimdeki adam ben değilim

hayır sen beni yanlış anlamadın
sen beni anlamadın bile
sen beni tanımadın
hayır sen beni tanıdın
ama benimle beraber batmak istemedin
kimsenin benimle beraber batmasını istemiyordum zaten
ama ben batıyordum ve
kimse yoktu o an yanımda
kimse yoktu ve sigara vardı
kimse yoktu
müzik yoktu

istiklal caddesinde oturdum
istiklal caddesinde oturdum ve yoldan geçenleri izledim
tek başımaydım ve yoldan geçenleri izledim
hayır ağlamadım
hayır isyan etmedim
bir şey kaybetmedim
bir şey kazanmadım
orada öylece oturdum ve yoldan geçenleri izledim
böyle hayatın amına koyayım dedim
böyle bir hayat benim amıma koydu

sonra ayağa kalktım
dik durmaya çalıştım
ve yürüdüm sonra
yürüdüm
geri döndüm
yürüdüm ve geri döndüm
volta attım istiklalde
eskiden yaptığım gibi
yanında birinin olmasına gerek yok dedim
böyle iyisin sen dedim
iyisin lan sen
kendindesin
kendininsin

yatağa girdim ve canım mastürbasyon yapmak istedi
kimi düşünebilirdim?
sevişmek isteyebileceğim herkes içimdeki aşkı öldürmüştü
aşık olmadığım biriyle sevişemeyecek kadar aptaldım
aleti elime aldım
ve siki tuttun dedim tavana bakıp
kalkıp ışığı yaktım
geri dönüp sırtüstü yattım yatağa

sigara
ardından bir sigara daha
sonra bir sigara daha
sigara sigara sigara
fiyasko
sen büyük bir fiyaskosun girdap dedim
sonra geri gelip diğer odaya
müziği açtım
keşke bedenimi de açabilsem diye düşündüm
bir tünel kazsam kafamın tam arkasına
ve oradan dışarı çıksa ruhum
hayır intihar değil
sadece oradan dışarı çıksam
uçsam
bir yerlere gitsem
ve insanları izlesem
onlar beni görmese
ve izlesem
napıyor lan bunca insan
ben bilmiyorum
ben bir kara kutuyum
yazıyorum sadece
ama yaşamıyorum
yaşadığıma inanmıyorum
öldüğüme inanmıyorum
hayır öldürülmüyorum da
kimsenin kastı yok canıma
hiç kimsenin hatası yok
hayat akıyor sadece
insanlar bir şeyler yapıyor
sonra yaptıklarından pişman oluyor
ben hiç bir şey yapmıyorum ve
buna rağmen olan bitenden dolayı
kendimi suçlu hissediyorum

pac
“dünyaya huzursuz olduğum için
suçlu hissettiğimi söyle” diyor
ben de dünyaya teğet geçmek istediğimi söylüyorum

dünya beni ilgilendirmiyor
ben seni ilgilendirmiyorum
sonra bir şey oluyor
sonra başka bir şey oluyor
bir şeyler olmaya devam ediyor
ben havaalanın önünde beklemeye devam ediyorum
etrafa bakıyorum tanıdık bir yüz var mı diye
yerime oturuyorum
ve uçak kalkıyor
ve havadayız
ve yerdeyiz
ve evdeyim

e noldu şimdi diyorum
koca bir duvarda “her şey hâlâ aynı” yazıyor
öyleyse sorun yok moruk deyip
bir sigara yakıyorum


17 mart 2009

16 Mart 2009

hiçbir şey görme – hiç birşey duyma

şimdi
birkaç fotoğrafa göz atıyorum da
bazı kareler canlanıyor gözümün önünde
hayır fotoğraflar yeni
canlanan kareler eski sadece

yeni fotoğraftaki yeni tiplerin
yanındaki eski birinin
yanımda olduğu günlere ait
bazı anı kırıntıları

sarhoş olunan geceler
tüm o uzun telefon konuşmaları
kahkaha
aşk
delilik ve düşler ve sihir
silinmeye yüz tutmuş olan her şeyin
bir anda renk kazanması zihninde
ve tekrardan her şeyi
bir çırpıda başa saran
yeni birkaç fotoğraf işte
sözünü ettiğim

birileri eğleniyor
ellerinde sigara var
müzik
alkol
kadınlar ve erkekler
ve böylesi partilere
ayak uyduramayan biri olarak
evde oturmuş
aptal şiirler uyduruyorum
zihnim bana oyun oynamayı sürdürürken

her şeyin sonrasını biliyorum
tüm gecelerin sonrasını mesela
herkes dağıldıktan sonra
kimin kiminle ne yaptığını

ve mahkum olmadığımı da biliyorum
bir odada tek başına
aptal düşler eşliğinde
aptal müziklerle
saatlerimi öldürmeye
şu an buradan çıkıp
sabahın beşinde dahi olsa
bir kadın bulabilirim
telefonu açar
ve alo derim mesela
ve evlerine alırlar
herhangi birisi olabilir bu
düşünmeye bile gerek duymam hatta
seçmek için

ama şıklar arasında
herhangi bir fark göremiyorsan
kestirmeden gidersin
ve ben de öyle yapıyorum galiba
orada veya burada
tek başına ya da kadınlarla
değişen bir şey olmayacak diyorum


sonuç olarak
anlatmak istediğim
yalnız olmaktan sıkıldığım
ama yeniden biriyle
bir dakikalığına bile olsaydım
kendimi tekrar burada
yenilmiş
emilmiş
ve kendi zihnimin içine
hapsedilmiş olarak bulacaktım
ileriye doğru
bir adım atmak
hiçbir şeyi değiştirmeyecek
ama belki
bu duraklama döneminde
geçmişte olanların
tekerrürü ile aramdaki
farkı iyice açıp
bir daha asla
aynı şeyleri yeni baştan
ve tekrar yeni baştan
defalarca yeni baştan
yaşamak zorunda kalmam

ara duraklardaki
ufak umut parçalarını toplamak
bizi gerçek aşka ulaştırmaz
gerçeklerden uzaklaştırır sadece
ve daha sonra
en nihayetinde
tekrar aynı odada
başka yeni resimlere bakarken
başka eski kareleri
canlandırmak zorunda kalabilirsin zihninde

o yüzden yapman gereken
sesini çıkarmadan
sessizce bekleyip
eğlenmelerini izlemek
dans etmelerini
öpüşmelerini
sevişmelerini hatta

görebildiğin kadarından
anlayabildiğin gidişata
müdahale şansın yok girdap

bırak kim ne bok yerse yesin
ve sen burada öylece bekleyip
eskiden sana sarılıp ağlayanların
şimdi başkalarıyla gülebiliyor olmasına
şaşırma

senin için
içinde bulunduğun durum
hiçbir zaman iyileşmeyecek
geçici lale devirleriyle
mutluluk oyunlarının
bir anlamı yok

her şey en nihayetinde
en başa saracak
ve sen yine burada
aynı boktan sigarayı içine çekerken
aynı boktan melodi yankılanacak odanda

hiçbir şey görme - hiçbir şey duyma

ve hiç kimse de
bu ânını
bir resimden görüp
senin için bir şiir yazmayacak

sen herkes için
üzerine düşeni yaptın
şimdi kendi üzerine düşeni
kaldırmaya çabalama sakın
ezil altında
bağırıp çağırma
hiç sesini çıkarma
yazma bile hatta


birinin de gelip
enkazından arda kalanı
koruma altına almasını
bekleme asla


16.mart.2009

15 Mart 2009

bir adı olması gerekmiyor

içeri gir
kapı açık
ve dokun her şeye
yerle bir et
karıştır
kurcala
sonra çıkıp gidebilirsin de
hiç sorun değil gerçekten
gerçekten hiç sorun değil
kalmak istediğin sürece kal orada
kendini bırak
kendini bırak ve sakin ol
ve uçmaya başla sonra
her nereye gitmek istiyorsan git
aynı boşlukta yaşıyor olacağız
her nereye gidersen git
peşinden gelmeyeceğim
hayır peşinden gelemem
sen de gezme benim peşimde
her ne yapmak istiyorsan yap
ruhlarımızın kesiştiği kadar
birbirimize değebiliriz

içeri girdi
ilerliyor
kapıyı açtı ve içeri girdi
ilerliyor
kapı kitli değildi
kitli olmadığını o da biliyordu
ve yürüyor
ve ne kadar derine gittiğini bilmiyor
her an geri dönebilir
çıkmak istediği zaman çıkabilir
içeriye doğru yürüyor
korkuyor
gerçekten korkuyor ve gerçekten ben de korkuyorum
hayır bunu yapmana izin veremem
incitmeyeceğine dair söz vermeni isteyemem
beni incitmenden korkuyorum
karşı koymak istemiyorum
karşı koymak içimden gelmiyor
gizli bir oda var içimde
ve oradasın sen şimdi
kimse bilmiyor
kimse görmüyor
nefes al - nefes ver
dünya ufacık bir toz parçası şimdi
her ne istersen onu yapabiliriz şimdi
zihnimizin içinde sonsuzluğa gidebiliriz şimdi
öncesi yok
sonrası yok
ilerliyoruz
ilerliyor
bir kapı daha var orada
hayır ona dokunmanı istemiyorum
istemediğim hiçbir şeyi yapmayacağını biliyorum
ve kapıya dokunuyorsun
ve kapıya dokunmanı istiyorum
sonra beyaz bir oda
hayır bir saniye
beyaz değil oda
odanın duvarları yok
odanın duvarları görünmüyor
gözle görülemeyecek kadar uzakta duvarlar
duvarlar yok sanırım
bomboş
ve renksiz
ve saydam
ve anlamsız
bir alan bu
tanımlamak gerekmiyor
gizli olduğu açık sadece
sadece orada olduğunu bilen biri onu görebilir

istediğin şekilde dekore et
şurada bir pencere var
gördün mü?
ve iki de koltuk
az önce yoktu bunlar
olmasını sen mi istedin?
birine oturabilirsin
diğerine de ayaklarını uzat istersen
ya da ben karşına geçeyim
ve konuş sadece
sadece konuş ve
sadece dile
yeni bir duvar inşa edebilirsin kendine
büyük
çok büyük bir duvar
ve sonra ona
büyük bir boşluk çizebilirsin zihninde

tüm korkularımı almanı istiyorum
ama üşüyorum
gerçekten üşüyorum
hadi bana bir şey söyle
boşluğunu paylaş benimle
anlat sadece
bilmek istiyorum
hiçbir şey yapmaya çalışmıyorum
ben bir hiçim
ve bu halimi seviyorum
ve seni sevebilirim
evet
gerçekten bunu yapabilirim
üşüyorum
gerçekten üşüyorum
soğuk burası
burası soğuk ve
sarılabilirim sana
bir bütün olmak istemiyorum
bir parçan olmak istemiyorum
olduğun gibi kal lütfen
birleşme
dağılma
ve anlamaya çalışma asla
bir anlam yok burada
işe yarar hiçbir şey yok
akıyor sadece
boşlukta uçuşan kâğıt parçası
rüzgâr yok
yer çekimi yok
yön yok
tarif edilemez
tarif etmek gerekmiyor
bekle sadece
sana bir şey göstericem
yukarıya bak
ve şimdi de aşağı
bir fark görebiliyor musun?
ben göremiyorum
ne tarafa gidersen git
bir şey değişmiyor
boş sadece
ve çok içeride
buraya nasıl geldin bilmiyorum
ama gitmek istediğin zaman
seni çıkışa götürebilirim
sonra geri dönerim
sınır koymuyorum
ve zaman yok
gerçekten zaman yok
o yüzden
kalmak istersen
kalmak istediğin sürece
kalmanı isterim
müzik dinleyebiliriz
hiçbir şey yapmasak bile
sadece müzik dinleriz

19.mart.2009




6 Mart 2009

içime siniyorum

hiçbir şeyin peşinden koşmadan geçen yıllardan sonra
şimdi daha iyi anlıyorum
aslında huzurlu olduğumu

içsel huzurdan söz ediyorum size
denge de olma halinden
bir iyi ve bir kötüden
ya da iki iyi bir kötü
veya hep kötü

önemi yok bunun
işlerin yolunda gidip gitmediğinin önemi yok
aşkların yolunda gidip gitmediğinin
parasızlığın ve çalışmak zorunda olmanın
can sıkıcı günler silsilesinin
etini kemirip duran insanlar silsilesinin
ruhunu sindirip giden insanlar silsilesinin
dışımda olup biten her bi şeyin
içinizde olup biten her bi şeyin
önemi yok - önemi yok - önemi yok

zaman bir şekilde gelip geçiyor dostlar
iyi veya kötü
günler tepelerden aşağı koşan vahşi atlar sürüsü

ve durup dönüyorum sonra kendime
hiçbir şey için istemediğin bir şey yapmadın diyorum
hiçbir şey için bir şeylerini satmadın diyorum
buradasın hâlâ
ve işlerin iyiye gittiğini düşünse de herkes
sen kendi ruhunun iyiye gitmediğini biliyorsun
bedeninin iyiye gitmediğini
hiçbir şeyin iyiye gitmediğini
yolunda gitmediğini işlerin
gider gibi yaptığını sadece
herkesin gider yaptığını çıkarları uğruna
gerçek yüzlerini as yaptıklarını
ve onların kazandıklarını
ancak bu şekilde kazanıldığını
daima kaybediyor olma nedeninin
bu olduğunu da aslında

ve kazanmaya değer bir şey de
olmadığını, bu dünyada

hayır, ben hiçbir şeyi gizlemiyorum moruk dedin
zihnimde dönen her şey dilimin ucundadır dedin
ne hissettiğimi yüzümden anlarsın hemen dedin





ve gidenler gitti
sen hâlâ buradasın
kendin dışında hiçbir şeyin sahibi olmayarak

ayakkabın su almaya başladı
ve çorapların ıslak
yürüyorsun eve doğru
işten dönüyorsun
ve yeni bir ayakkabı almayacağım bu kış diyorsun kendi kendine
ama hiç olmazsa elimi cebime atınca
bir sigara daha kaldığı için
şanslı hissediyorsun kendini
fotokopi makinen dolu olduğu için şanslı
inkar etme boşuna
kendine isyan etme
her şey senin seçimin
isteseydin
sadece isteseydin eğer
çok daha iyi bir yaşam sürebilirdin
ama yapmadın bunu
onların istediği gibi davranmadın
onların istediği gibi çalışmadın
onların istediği gibi yazmadın

ve şimdi burada durup bana
boktan bir hayat yaşıyorum diye hayıflanma
boktan olmasına boktan, evet
evet ama
hiç olmazsa kendine dönüp baktığında
hâlâ hiç bir şeyin pişmanlığını yaşamıyorsun
hâlâ hiçbir hata göremiyorsun
mükemmel değilsin
neysen o’sun sadece
neysen o
ve her şeye rağmen
huzurlusun hâlâ
böyle hayata sokayım, derken bile huzurlusun
bir gram çelişki yok içinde
bir gram keşke yok

ve sırf bu yüzden bile
kendini sevmeye devam edebilirsin
her şeyi sen seçtin
seçtiğin yolda devam et o halde

kötü evet
daima kötü
insanlar yüzünden kötü
insanların yaşam şekli yüzünden kötü
insani ilişkiler yüzünden kötü
bu yüzden huzursuz
bu yüzden karanlık her şey




ama içinde hâlâ
kimsenin ulaşamayacağı bir güneş var
ve pişman değilsin hâlâ
hiçbir şey için pişman değilsin
hiçbir şey için pişman olmadın
ve her şey kötüye de gitse
her geçen gün
yaptığını yapmaktan vazgeçmeyeceksin
inatçı piç

hayır azim değil
başarma hırsı değil
kendin olarak kalmaya çalışmak sadece
hemen hemen her şey
sadece bununla ilgili
neysen o olarak kalmak

neyse ne işte

şimdi bir pall mall yakıp
sex pistols’ı açacağım
ve bağıracağım en umursamaz halimle
no future, diye

“we’re the flowers in the dustbin”
“we’re the poison in your human machine”


6.mart.2009

2 Mart 2009

the circle did close indeed

the circle did close indeed

saat gecenin ikisi. bir pazar gecesi. pazarı, pazartesiye bağlayan bir gecenin ikisi. bir sendrom yaşamıyorum ama. bir pazartesi sendromu mesela. ya da onun gibi bir şey. yaşamıyorum. kimileri için haftanın başıyken pazartesi, benim haftam ne zaman başlıyor, bilmiyorum. iyi bir şey haftaları bilmemek. günleri saymamak iyi bir şey. haftasal anlamda aperiyoduk ama sekizde birlik bir periyodla akan vardiyaya ayak uydurmak iyi bir şey.

iyi olan çok az şey kaldı hayatımda. tuncay’ın takı tezgahı öldü ve retro öldü ve logos öldü. ve aslında şu an bunu dizeler halinde yazabilirim ama yapmayacağım galiba. çünkü, öyle şiir olmuyormuş. bu kez de, “böyle yazı olmuyor” diyecekler ama. ama önemi yok bunun. bunun ve daha başka bir çok şeyin. sen'in önemin yok mesela. hafta başlangıçlarını es geçmek güzel ama. sekiz günde sadece iki kez altıda kalkmak zorunda olmak güzel. diğer günler sabahlamak güzel. işte veya evde. ama sabahlamak güzel. herkes uyurken uyumamak ve herkes yaşarken uyumak güzel.

ve güzel olan her şey ölür zamanla. çirkin olan her şey de ölür ama, çirkinler daha hızlı üremekte bu dünyada. her şey gittikçe kötüleşmekte ve ben de gittikçe kötüleşiyorum aslında. bir çözüm önermiyor kimse ama. ben de çözüm olmayan önerileri önemsiyorum galiba. çözümü de önemsemiyorum. kafiyeyi de önemsemiyorum. gelişigüzel akıyor yazı. gelişigüzel akıyor her şey.

ama şimdi gelip biri, diyecek ki bana, “amma çok kasmışsın kafiyeli cümleler için” diyecek, “seni kafiyeli bir şekilde düzebilirim” diyeceğim ona, ama demeyeceğim, yapmayacağım yani, muhatap olmayacağım, bir çok şeyle muhatap olmadığım gibi, tartışmadığım gibi insanlarla, benle aksi düşünen herkesi “sen haklısın bilader” deyip başımdan savdığım gibi..

bir hakka inanmadan geçen günler. hak edilmişliğe inanmadan tükenen günler. tükenen aşklar ve daha az insana inanarak geçen her zaman diliminde, bir dilim daha tükendiğini düşünmek. günler tükenmeden peşi sıra diziliyken önünde. “bir daha asla” demesi gibi jori’nin, “bir daha asla” ile başlayan cümleler kurmak. hiç bir şey görme hiç bir şey duyma. yaptığınla övünme. yapılanlara değer biçme. öylece yaşa gitsin işte. yaşıyorum de. ölüyorum de. ölü taklidi yapsan bile değerin değişmez kimsenin gözünde. ne düşersin ne çıkarsın. sabitlenmiş bir hayat akışı. sabitlenmeyen derinlik. gittikçe daha az alınan nefes ve daha çok içilen sigara.

hey! biri bana “sigarayı bırakmalısın” dedi bugün. dün de demişti aynı şeyi. kendisi fosur fosur sigara içerken dedi bana bunu. “kaç senedir içiyorsun” dedi, “on bir” dedim. “kaç yaşındasın” dedi. “yirmiyedi” dedim. “bırakmalısın” dedi. “bırakmak istemiyor canım” dedim. “ben bırakmadığım sürece beni terk etmeyecek tek o kaldı elimde” dedim. anlamadı ama. aptal aptal yüzüme bakıp valizleri dizmeye devam etti. ben salladım o dizdi. ams yazıyordu bagajlarda. “bu uçak da amsterdam’a çakılır mı?” diye düşündüm. “ambarı üzerime kapattırsam ölür müyüm?” diye düşündüm. ölmezdim muhtemelen. üzerime gök taşı bile düşse ölmezdim. o yüzden önemsemiyordum nikotinin içimdeki etkisini. alkolün zararları mı? çalışmak daha zararlı bana kalırsa. ki hiç bir şey kalmaz bana. ki çok basit bir tarzda yazıyorum aslında. neden insanların hoşuna gidiyor bilmiyorum bu. bu ve yazdığım her şey.

kustuğum geceleri tercih ediyorum ben yazmaktansa. yeşil bir halıya kustuğum o boktan lanet geceyi mesela.. ve şimdi yeni biri daha bana aşık olmuşken bana, ben kafamı uzağa yöneltiyorum karşısında. olacağını ümit ederken o. hiçbir şey ümit etmek istemiyorum. hiç bir şey hissetmiyorum da. sasha grey’i hissediyorum sadece, o burnuna kokain çeker gibi spermleri çekerken mesela. bir filmde gördüm bunu ben. aynen böyle yapıyordu sasha. ve ona bir şiir yazdım sonra. ve sonra bana kimsenin bir şiir yazmadığını fark ettim. ve hayatım boyunca kendi üzerime yazıyorum dedim. kendi üzerime yazılıyorum dedim. ruh dövmecisi sayılabilirim dedim. ruhumun dövmelerini kazıyorum kağıt üzerine dedim.

ve yine de hiçbir şey değişmiyor moruk. her şey hala yerli yerinde olanca hızıyla dönüyor. herkes uykusundan feragat etsin istiyorum bugün. koca bir davul çalıp herkesi uyandırmak istiyorum. sonra adımı israfil koyucam. ve kıyamet koptu deyip olan biteni izlicem. kıyak olurdu aslında bu. bir tür illüzyon. koca bir elektronik ses sistemi. dünyanın her yerine dağılmış görünmez megafonlar. tek bir kanala bağlanmış hoparlörler. ve tüm dünyayı içine alabilecek bir deklanşör istiyorum. tek bir kare almam yeter tüm gerçeği görmeme. o yüzden ilk görüşte aşka inanıyorum zaten. ilk görüşte nefrete de inancım tam hala. ama ilk görüşte seks bana göre değil bence. para karşılığı seks bana göre değil. çocuk karşılığı seks bana göre değil. seks yok hayatımda.

ve bir kez daha, “nevermore” derken jori, bir kez daha tekrar edeceğini biliyorum her şeyin. sonra bir kez daha sar başa. sonra bir kez daha.. gecenin bir yarısı yapılan sarhoş telefon görüşmeleri. gecenin bir yarısı yakılan sigaralar ve gecenin bir yarısı bir kafede tek başına. üzerinde bir mont. altında sandalyelerden bozma divan. az ilerde birkaç bira şişesi. iki tek sigara. birini sabah içerim diyerek yakıyorum diğerini. ve işe gitmek zorundasın diyorum kendime. siktiğiminin işine sikik bir halde de olsan gitmek zorundasın. kartı basınca ruhunu değiştir. sonra çıkışa bas kartı ve geri al ruhunu. evet aynen böyle küçük dostum.

her ruh ölümü tadar. her ruh boktan mesai saatlerini tatmaz ama.  ben de tadıyor sayılmam aslında. yani artık tat almıyorum. durmadan konuşan bir ufaklığa, “tamam sen alsancak çocuğusun” diyorum, o öyle olduğunu iddia ettiği için diyorum bunu ona. çünkü tartışmak istemiyorum.

ama bana “taş içtin mi sen hiç” diyor, “peki ya şeker?”
“ha ha, öhöhö” deyip bir sigara uzatıyorum
“dolma mı” diyor, “hayır” diyorum, “tütün bitti, bakkala yazdırdım”
“içerim o zaman” diyor ve başka birine salça oluyor bu kez. tamam kurtuldum derken şair geliyor yanıma: “şöyle yapıcaz kanka, böyle yapıcaz kanka”

hiç bi bok yapmıcaz oysa. en azından ben yapmıcam. ben burda oturup eblekvari bir şekilde düşlere dalıcam. sedasyon halinde görülebilecek en güzel rüyayım diyicem kendi kendime. oysa en güzel rüya bile yaşamdan daha bok geliyor bana. biten her güzellik sonsuz kötülükten daha bok geliyor. kesintilerden sıkıldım diyorum. kesik kesik akan yaşamdan. gıdım gıdım yükselen ve genzimi yakan ısıdan sıkıldım. telaşa mahal yok. bu bir albüm adı. benim albümüm, değişik suratların aynı pozları ile dolu nedense. sürekli sırıtan pezevenklerin sağanak etkisi: “hey moruk, sence bu karı bana verir mi?”

tıkandığımı hissediyorum artık sık sık. ve zihnimi açmak için bir sigara içiyorum nefesim tıkanırken. sonra öksürük geliyor ve sonra da adamın biri “sigarayı bırak” diyor. sonra sonra sonra. ev telefonum kesik ve cep telefonum işlemez, o yüzden gecenin bu saatinde saçmaladıklarım ile kafanızı ütüledi isem, bu cümleden sonrasını es geçin bence.. bilinç akışı bu mu bilmiyorum. ama tarzımı önemsemiyorum. yazıyorum sadece. ve uzun süredir yazmıyorum.

sedirin üzerinde uzanmıştım en son. sızdım ve sabah oldu ve uyandım. logosun kapısını bir daha açmamak üzere kapatıp kilise sokağına baktım. bomboş. keşke hep boş olsaydı diye geçirdim içimden. orada gördüğüm hayaletlere dokunabilseydim dedim. geçmiş zamana götüren bir makineye tutuldu zihnim bir anda. sabahın yedisindeydik ve orada yarım saat oturup ağladım. birileri geçti yoldan. birileri baktı bana ama ben ayaklarını gördüm sadece. sonra yoldan birileri daha geçti ama benim içimden geçenler geri dönmedi asla. geri dönüşüm kutusu diye bir şey yok. dönüşüm diye bir şey yok zaten. dönüş yok. geri yok. geri zekâlı olduğum su götürmez bir gerçek sadece. hepsi bu. hepsi bu ve “ayağa kalkıp işe gitmen gerek” dedim kendime. kalktım. yürüdüm. hepsi bu.

sonra iş başı. sonra şu “alsancak çocuğuyum” diyen tipin, uyuşturucusal artislikte patanaj yapması. sonra şair tipin yakarışları. sonra başka başka şeyler. sonra akşam. sonra sabah. sonra tekrar akşam. sonra tekrar sabah.

ve hala “nevermore” derken jori. “haklısın” demek istiyorum ona. “no more…” sonuna ne eklerseniz ekleyin bunun.

ölü taklidi yapmak istiyorum, ya da suni bir sura üflemek. gerçekleri duymak kapı arkasına saklanınca mümkün oldu artık. dünya böyle bir hal aldı. ya da başından beri böyleydi ve belli bir yaştan sonra bunu idrak edip kapılarını kitlemeye başlıyorsun kendi üzerine.. kaç kat içerde olduğumu bilmiyorum. ama bana ulaşman için elimi tutman ve gözlerime bakman kurtarmaz.. bana ulaşman için bacaklarını açman kurtarmaz. ne kurtarır bunu da bilmiyorum. ben kurtulmak isteyebileceğim bir duruma düştüğümü de düşünmüyorum. hayır! böyle iyi işte. ne var bunda. boktan saltanat mücadeleniz için bir oy sandığı gibi hissediyorum kendimi ve bundan yeterince sıkıldım kızlar.. kötü görünüyorum. yani gerçekten kötü görünüyorum. anlıyor musunuz? yakışıklı değilim, yapılı değilim, konuşmayı bilmem, sevişmeyi bilmem, sarılmayı bilmem. hatta bir insan gecenin kaçından sonra aranmamalı bunu bile bilmiyorum. sadece, ozan telefonu uzatıyor ve ben ona “yarın günlerden ne” diyorum. “cumartesi” diyor bana. “tatil o zaman moruk arayabilirim” diyorum. ve saat onikiyi beş geçe içeri dönüp telefonu ozana veriyor ve “uyuyor” diyorum.

sonra önümdeki birayı bitiriyor ve bir hatunu gideceği yere bırakıp dönüyorum. sonra birkaç kişi gideceği yere gidip geri dönüyor. vapuru kaçırmışlar. otobüsü de kaçırmamak için biraz erken kaçıp durağa gidiyorlar. erdinç abim karşımda. ben onun karşısında. gözlerime bakıyor. gözlerine bakıyorum. ve tık yok. olması da gerekmiyor. “abi sokayım böyle hayata” diyicem. diyemiyorum. çünkü sokamıyorum. anlıyor musunuz? yapamayacağım hiçbir şeyi de diyemiyorum. ve yapabileceğim hiçbir şeyi de yapmıyorum. öylece bekliyorum, “boşuna deneme” diyişi çınlarken kulaklarımda birinin. sürekli burnunu çeken birinin. “boşuna deneme”

bir doların altında yaşamlar bin doların üzerinde emek harcar her gün. ve hayatı boyunca bir gün bile işçi olmayanlar “işçi hakkı” der durur gazetelerde. ve, pezevengin biri de “durmak yok” der, “durmak yok yola devam”. durmak yok evet, yoldan çıkmaya ve çıkarmaya devam.

herkes sigara içsin. herkes alkolik olsun. uyuşturucu kullansın herkes. evlilik dışı çocuk yapsın. çalışamayacak duruma getirsin kendini herkes. sakat kalsın. intihar etsin. bırakalım bu boktan hayatı, arzu edenler hak ettiği gibi yaşasın. bizi hak ettiğimiz gibi yaşadığımıza inandırdılar nasıl olsa. isyan bile etmiyoruz artık. hatta alkışlıyoruz artık. birileri bıçağı boğazımıza dayamış, bir şarkı söylerken “faiz de faiz” diye, biz gelen paranın nereye gittiğini bile bilmeden Allah’ın belası faizleri için vergi veriyoruz..

o yüzden işte, sadece o yüzden bana, zamanın birinde, “boşuna deneme” demişti biri, “yaklaş ve burnuna çek.” ben de öyle yaptım. sonra yaklaştık ve yaladım. hayır lan, amcık değil, acidden söz ediyorum. sonra birkaç hap attım işte. sonra da delirdim ve deli olarak kalmama bile izin vermediler. boktan psikolojik zırvalılıklar.

şimdilerde ilkokul çocuklarına tek tip olmayı öğretiyorlar. ve çok iyi başarıyor bunu milli embesil bakanlığı. çok iyi başarıyor alsancağı o gençlerle donatmayı. bize düşman olmalarını çok iyi sağlıyor. her şeyi bilmeden öğrenmelerini çok iyi sağlıyor. önce türklüğünle övün. sonra da çalış ve güven. oy ver ve güven.

biri gelip diğerinin açıklarını açıklar. sonra bir diğeri bir diğerinin. sen de bu arada “sabah cumartesi” dersin. sabah cumartesi. değil belki de. belki de yanılıyorsun. belki de fedakarlık edilen şeylerle edilmesi gereken şeyler mutlak değerlere bağlıdır. belki de her “sana aşığım” diyen hatunu yatağa atıp, ertesi gün unutman gerekiyordur. belki de yazmaman gerekiyordur artık. belki de erdinç abi gibi olmak iyi bir şey değildir. emin abi gibi olmak, cem abi gibi olmak, esat abi gibi olmak, tolga abi gibi olmak. iyi bir şey değildir belki. belki iç huzur o kadar da önemli değildir. huzursuz olsan da, iç huzurunu korumak için yapmak zorunda olduğun şeyleri elinin tersiyle itip burnunun dikine gitmek iyi bir şey değildir. ölünce unutulur her şey nasıl olsa. daha ölümünü beklemeden unutanlar da oldu nasıl olsa. ne dersin girdo? bu boş akış, iyi bir şey değildir belki. belki okulu bırakmamalıydın. belki iki sene içinde mezun olup, ameriKKKaya burslu giden o üçlü içinde yer almalıydın.. geri dönmezdin sonra belki. sonra belki birkaç milyon dolara bir ev alır ve dayanım hesaplarına kafa patlatıp makine parçaları çizmeliydin.

burnun kalkık girdo. hayır o anlamda değil. fiziki anlamda kalkık. ve sen burnunun tersine gidiyorsun aslında. aşağı doğru yani. ve bunun farkına varsan da, “bu şekilde kendimi huzurlu” hissediyorum deyip boktan bir ölümsüzlüğe inanıyorsun her üç ciğerinde kan kusarken. hayır hayır, bir açıklama yapmaya ihtiyacın yok senin. özür dilemeye inanmıyorsun. her şeyi çarçabuk unutup yeni tuzaklara takılıyorsun.. hafızan balıklardan beter. “tuzaklara dikkat et” dediler sana.. “oyunu, kuralına göre oyna” dediler. sen, “kazanmak istemiyorum” deyip üstüne kaybetmediğini iddia edip durdun. “bu oyunda yokum” dedim. ama bu oyun var. ve sen oynasan da, oynamasan da, sahadan çıkamıyorsun. birileri sürekli topu atıp duruyor sana, fırsatları elinin tersiyle itip, “siktirip gidin” diyorsun herkese. “ben sizden değilim” diyorsun ama kendinde de değilsin.. “imlama dokunamazsın, kelimeme dokunamazsın.” çok da umrunda sanki onların, senin ne bok yediğin. insanlar artık yazar olmak için üste para veriyor.. sen, yazar olmamak için direniyorsun adeta. basit bir oyun bu moruk. jori daha seksen yıl “see nothing” diyebilir sana. ama bazen, gözlerini açman ve sert bir bakış fırlatman gerekebilir. her şeye “tamam” dememelisin. herkese “sen haklısın” deyip geri çekilmemelisin.. çekilebileceğin bir alan kalmadı artık zaten.. duvara dayandı sırtın. ve biraz daha zorlasan duvar çatlayacak. arkası boşluk. ve birinin gelip de elini uzatacağını da sanma sakın. kimseye el uzatmadılar bugüne dek. herkes iflas edip köşesine çekildi. sıra sana geliyor. belki bir on yıl daha dayanırsın. bu gidişle onu da başaramayacaksın. ve sonra kendi ufak malikende, aptal fanzinleri hamamböceklerine yedirirken, elektrik faturasını ödeyemediğin için müziğin de kesilicek. aynen şimdi telefonunun kesildiği gibi olucak bu. ve zor zamanlarda, kimseye ulaşamadığın gibi, müziğe de ulaşamayacaksın. bunu yaşayanları gördün. insandan uzak bir alanda pil alıp müzik dinlediniz emin abiyle. ve onun da yanında biri olmadı hiçbir zaman. hiç kimsenin yanında biri olmadı. senin de yanında olmayacak.. tercih senin moruk, ama beni korkutuyor bu gelgitlerin. yirmiyedi beni korkutuyor.. ve bu çift kişilikli yazdığın şey, bi boka yaramaz.. bilinçli olarak yapmadın bunu çünkü. hiçbir şeyi bilinçli olarak yapmıyorsun.. mantığı sikip atmışsın bir kenara. duygularına güveniyorsun. kimse duygularına güvenmiyor oysa. o halde. o halde ne? o halde hiç.. hiç bir şey görme, hiç bir şey duyma..

yirmibirindeyken sen, bir halüsinasyonunun, kilise sokağında sana söylediklerini unutma sadece. “bir gün seni de avlayacaklar adamım” demişti sana, “bir gün herkesi avlayacaklar” demişti, “ama biz evcilleştirelemeyen bir türüz” dedi, “o yüzden bizi kafese kapatmak yerine deli damgasını vuruyorlar alnımıza. sonra kimseyi inandıramıyoruz. kimseyi güvendiremiyoruz. öyle eblek bir şekilde, bizim gibi üç beş deli daha bulup, yağ satarım bal satarım oynuyoruz sadece.”

bunları dedi. dedi ve öldü. bir psikolog gelip halüsinasyonlarını kısmen öldürdü. bir çok insan da öldü. bir çok insan öldü ve bir çok insan da öldürüldü. bir çok insan intihar etti. ve hala kendini özel hissediyorsan, oyunun dışında kalmayı sürdür. koşmak hiç bir şey kazandırmayacak sana. hangi yöne koşarsan koş, hiç bir şey kazandırmayacak.. yürüme bile. sadece, olduğun yerde kal ve ayakta dur. yapman gereken tek şey bu. hiç bir şey görme hiç bir şey duyma. hiç bir şey kazanmayacaksın. ama kaybetmeyeceksin de. ve kimse gelmeyecek de, boşuna bekleme. öyle ya da böyle..

sigaraya inan sen. alkole inan. uykuya inan. yazıya inan. kendine inan. ve kapat gözlerini. hiç bir şey görme hiçbir şey duyma. bırak insanlık tarihi ne hali varsa görsün.. bulaşma onlara. “hıhı” deyip geçiştirir. “evet haklısın” de. “bravo sana” de. tartışma bile. aksini iddia etme. uyarma. kurtarma da. seni de kimse uyarmadı bugüne kadar. “bak arkanda bir karanlık var ve senden daha hızlı hareket ediyor” demedi. “güneş yok. güneş hiç olmadı” demedi.. sen biliyordun ama bunu. ve inat ettin. azimli değildin ama inat ettin yine de.. boktan bir hayatı sürdürmeyi göze aldın. ve senle bu boktanlığı paylaşmadı kimse. bunu göze almadı. o halde şimdi, gelecek bi kaç ay içinde, ufak bir evde kendi kendine yaşama hazırlan. zack olmaya hazırlan moruk. başka şansın kalmadı.

onlar ayak direyecek mutlaka. “bırak bu işleri” diyecekler. “gel dergimizde yaz” diyecekler. “gel kitabını basalım” diyecekler. “oo senaryo mu, ben yönetmenim” diyecekler. sik at hepsini.. bir fotokopi makinesi yeter hepsine meydan okuman için. kendi kendini dağıtır kopya. uğraşmana bile değmez. “bir kopya yeter” demişlerdi. 1976. bir kopya yeter. adını hatırlayamıyorum tam olarak. ama isimlerin bir önemi yok. sayfa numaralarının bir önemi yok. her şey yüzeysel diğerleri için. sen dünyayı köpekler gibi gör. siyah ve beyaz. yin ve yang. da ve da.. bu kadarı yeterli.

çaba sarf etmen gerekmiyor. bir kadına aşık olman gerekmiyor. sana aşık olan yeterince kadın var zaten. ve hiçbir önemi yok kadınların. erkeklerin hiçbir önemi yok.. herkes yalnızdır ne de olsa. insanlar doğarak çoğalır ve yalnızlaşarak ölür.

kitap okumuyorum ve film izlemiyorum, tamam mı? müzik dinliyorum sadece. ve hep aynı şeyleri dinliyorum. her şey öldü. yeni olan her şey eskinin bir tekrarı. her şey hala aynı. yeni diye bir şey yok. tarih sona erdi. adem’in kendini lilith’den üstün gördüğü gün tarih sona erdi. o gün başladı iktidar savaşı. ondan önce başladı. şeytan ve tanrı arasında. belki daha da önce. ama hiç sona ermedi. ve ermeyecek. tekrar etmeye devam edicek. her şey tekrar etmeye devam edicek. ve sen olduğun yerde kaldığın sürece, tekrar etmiyor olucaksın.


ve neden bahsettiğimi anlayamıyorsanız, sizden daha derin yazıyorum demektir. şimdi gidip bir üç bin kitap daha okuyun. ben yaşamaya devam edicem.. yirmiyedi geçicek.. yirmisekiz geçicek. sonra otuz. sonra kırk.. bundan sonra, geriye kalan her ne varsa, her gün ters döndürülen bir kum saatinden farksız olucak.. ama siz, farklı bir şey aramayı sürdürün. işe git eve gel.. başka bir şey yok… olması da gerekmiyor artık.. olmak isteseydi, olurdu zaten.. ben istemesem de olurdu.. o yüzden şimdi koltuğa uzan ve ayaklarını uzat.. tavan. hep aynı tavan. boyamak gerekiyor. ama saçını bile tarayamıyorsun sen.. çember kapandı. the circle did close indeed. çember kapandı. karanlık karanlık karanlık.. başka hiç bir şey yok görebileceğin. o yüzden kapat gözlerini, ve bodoslama dal hayatın tüm virajlarına. bırak ölen ölsün. sen çoktan öldün nasıl olsa. şimdi sakın bir şeyler için umut edip de, ölü taklidi yapmaktan vazgeçeyim deme..                  * başlık this empty flow’un bir şarkısının adıdır  - 2 mart 2009