12 Kasım 2008

köpek

köpek 

 

yasak elmanın yarattığı fırtınadan ardakalan ganimeti topladığımızı söyledim ona. bir çözümün olmadığını. ama inatla çözmeye çalıştığımızı bu gizemi. “tanrı var” desen de, “yok” desen de, her iki durumda da boka battığımızı. bizi kurtarıcak bir kahramanın olmadığını. varsa bile kurtuluş aramadığımızı. inanmadığımızı da bir kurtuluşa.  

 

ne sendenim ne onlardan” gibi, klişe. “ama kendimin de değilim” dedim. kendimde de değilim çoğu zaman. kaptırmışım. gidiyorum. istemediğim bir geleceğe, ve istemeden, ama istediğim şekilde. kaos. anlam karmaşası. 

 

yazmak, sarhoşluk hali ile açığa çıkan bunalımımım tüccarı sadece. bekliyorum. balkondayım ve bir köpekle konuşuyorum. köpek, sokak köpeği. ben ev insanıyım. ev birinci kat. balkon caddenin hizasında. sabahın beşi.  

 

çıkışı gecenin ikisinde, buca eski tren istasyonuna gidip içiyor, sonra eve gelip yatıyorum. dönen oda. dönen duvarlar. dönen yatak. kalkıyor ve balkona çıkıyorum. ezan okunuyor. ve bir köpek duruyor yolun ortasında. geçip giderken aniden durup bana bakıyor. yaklaşıyor.  

 

naber evlat” diyorum, “nasıl gidiyor hayat?” 

cevap vermiyor bana. havlamıyor. başını bile sallamıyor. dili de içerde. bakıyor sadece.  

nasıl gidiyor hayat?”  

 

gitmediğini biliyorum. iyi veya kötü, hiçbir şekilde gitmiyor. bi gram ilerlemiyor. gerilemiyor. yerinde bile saymıyor. takılıp kalmış. donup kalmış.  

 

ben donup kalmıyorum ama. donup kalan hayat. süreklilik evresi, değişkenlik evresi, donup kalan bu. bu donukluk içinde tekrarları tekrarlayan ben.  

 

köpekle konuşmaya başlıyorum işte sonra. ve sonra bir sigara yakıp paketi ona uzatıyorum. içmediğini biliyorum. içmiyor elbette, köpek o! köpek olmak istiyorum. sokak köpeği ama. sokakta yaşayan. sürü halinde veya tekil. önemi yok. köpek sadece. değilim ama. hiçbir şey değilim. hiç kimse hiçbirşey değil. sadece farkında değiliz bunun.  

 

alkol insanı savunmasız bırakır. o yüzden iyi bir şeydir. fiziken ya da zihnen senden daha güçlü olmasalar bile, sana o an her şeyi yapabilecek fırsata sahip olan insanların gerçekliğini ölçmüş olursun alkollüyken. alkol insanı ‘gerçekten’ savunmasız bırakır ve aynı zamanda başka bir açıdan saldırganlaştırır da. kişiden kişiye değişir. her şey kişiden kişiye değişir ve yine de toplumsal kurallarla çevrelenmişizdir. normaliteler. standartlar. içimdeki hissizliği giderek arttıran insanlar. gençken direnmeye çalışırsın. değiştirmeye ya da kaçmaya. dünyayı değiştirmek isteyen yeni nesil. dünya değişmez. sen değişirsin. ve yaşlandığın zaman, eğer hala ideallerinden vazgeçemedi isen, eylem yerine yazmayı seçersin. konuşur durursun ya da kahve köşelerinde.  

 

bu işler böyledir ve hiç bir şey değişmez dedikten sonra, sen de başlarsın değişmemeye. umut ettikçe, dünya seni içine alır, kendine benzetir, başkalaştırır.. ne kadar çok değiştirmeye çalışırsan o kadar çok değişirsin. çünkü sistem aşırı esnektir ve karşısında esnemekten başka çözüm yolu bırakmaz sana.  her iki anlamda da esnemekten bahsediyorum.  

 

köpekler iyidir ama. köpekler ve kediler. sokakta yaşayan türleri söz konusu. çöpten beslenenleri mesela. insanlar içinde aynı şey geçerli. çöpten beslenen insanlar. şarapçılar ya da.  

 

kordonda ne zaman otursam yanıma gelip bir sigara ya da para isteyen şarapçılar. belki beleşe yaşıyorlardır ama yaşamıyorlardır aslında. bize göre yaşamıyorlardır. kendilerine göre de yaşamıyorlardır. biz de kendimize göre yaşamıyoruzdur. bizden kat kat iyi yaşadığını söylediğimiz insanlar da kendilerine göre yaşamıyorlardır. istediği her şeyi elde ederek ölen insan yoktur çünkü, sürekli yeni bir şeye gebe insan vardır. o yüzden icat edilmiştir cennet düşleri. ve o yüzden, açgözlülük nedeni ile kovulduğumuz cenneti isteriz, başka bir açgözlülükle. çünkü kısa gelir, ortalama yaşama ömrü. ve o ortalama sürede elde edilen her şey. ve o yüzden iyidir hiçliği düşünmek, kanımca. ölümden sonra hiçbir şeyin var olmadığını düşünmek. 

 

cennetten kopan elma. cennetten atılan havva. ademle üstünlük veya eşitlik kavgası sonucu düşman olan lilith veya iblis. fark eden bir şey yok. her şey, tüm hızıyla ve bi gram değişmeden devam ediyor. tekrarlar silsilesi.  

 

köpek. balkon. sigara ve votka. konuşuyorum ve izliyor köpek. sonra susuyorum. sonra gidiyor. ben de peşinden gidiyorum balkonun demirinden atlayıp. eşofmanlar, terlik, sigara, votka, köpek, girdo. izliyorum onu. köpeğin neyi izlediğini bilmiyorum. yürüyoruz. o önde ben arkada. nereye gittiğini bilmiyorum. nereye kadar gideceğimi bilmiyorum. ezan bitiyor. hava aydınlanıyor. ve biz yürümeye devam ediyoruz. sokak köpeği ve ben. bazen bazı çöpleri kurcalıyor köpek. bazı sokaklarda duraksıyor, sağa sola bakıyor. heykelden, mevlanaya doğru yürüyoruz. muhitlerin isimleri bunlar. buca’ya ait muhitler. buca izmir’e ait bir ilçe. ben o köpeğe ait başka bir köpeğim o an.  

 

ne kadar sürdü bilmiyorum. insanlar işe gitmeye başladı. dükkanlar açılmaya başladı. otobüs ve dolmuşlar işlemeye. yollar dolmaya. sonra bıraktım köpeği. bir sokaktan ayrı yönlere döndük. ben hiçliğimin ruhsuzluğunu izledim sonra. kendimi. eve geldim. uyudum. uyandım ve işe gittim akşam beşte.  

 

başta sözünü ettiğim fırtınadan geriye kimseye hiçbir şey kalmayacağının bilincinde olarak. ve istemeyerek hiçbir şey, içinde bulunduğum anı, kendimce tüketmek dışında. ve üçte biri uykuda geçen bu saçmalığın, üçte birini satarak kazanabilirdin, geriye kalan üçte birini, aynen hafta içlerini satarak hafta sonunu kazanmak gibi. 

 

benim için böyleydi en azından. çoğumuz için de öyle olmalı. o, bana “liberal bir kapitalistsin sen” diyen lavuk için de böyle olmalı. kapitalist değilim ama. sadece bir kapitalist gibi yaşıyorum. herkes öyle yaşıyor artık. kaçacak delik yok çünkü, sokaklardan başka. ve sokaklarda yaşayabilecek kadar kimsesiz değilim hâlâ. öyle olsaydım yaşardım. çoğumuz başkaları için çalışıyor ve yaşıyoruz. ben de öyle yapıyorum. evdeki beş kişinin elektriğe ve suya sahip olup, iyi veya kötü iki veya üç öğün yemek yemesi için mesela.  

 

çok umarsamazsın, uçlarda yaşıyor ve yazıyorsun” diyor şıllığın teki. umarsamaz olabilecek kadar yalnız değilim diyorum. ama uçta olduğum doğru. ve seni o uçurumdan aşağı atabilirim, yaklaşma diyorum. anlamıyor ama. diğer lavukta anlamayıp yorumlarına devam ediyor. ben de hiç kimseyi anlamayıp yazmaya devam ediyorum. nalan herşeyin farkında ama. işyerindeki üç erkeğe kendini siktirten nalan’dan bahsediyorum. kaba mı oldu uslüp? fabrika dili bu abi. yersen.  

 

gelip anlatıyorlar. “şöyle bir orospu var, elli kağıda dört saat kadar veriyor.” sonra diğeri telefonunu istiyor. sonra bir diğeri arıyor nalan’ı. ben en kral pembe diziye taş çıkartan işyerimde, olan biteni ve insanları izliyorum. sabahın beşinde düseldorfa giden insanları mesela. ya da sabahın yedisinde vandan peyniri ile beraber gelen insanları. hacca giderken valizinde taş götüren insanları. şaka yapmıyorum. ben yükledim. ve geçiş noktası olan havaalanında, ışınlanmayı düşlüyorum. ancak ışınlanma icat olursa, ölücek olan işimi. ve köpeği bir de. son iki gecedir sokağımdan geçen köpeği. eskiden her sabah balkonun altına gelip yiyecek bekleyen sokak kedisine benzeyecek bu da. sokak edebiyatı bi boka benzemiyor ama, itiraz etmiyoruz, tekrar edip durmayın bunu sürekli. yine de, aynen sizin gibi, tersten anlıyoruz her şeyi.  

 

bi boka benzemiyor lan bu” 

yaa, benzersiz demek, süper bişi 

 

.sonra bi bara gittim. hatunun teki bana bir porno yıldızı olmak istediğini ve bu yüzden amerikaya gitmek istediğini söyledi. ben de bir karadelik olmak istediğimi söyledim, bu yüzden izlandaya gidicem dedim.. babasının ona güler halde “ananı sikeyim senin” dediğini söyledi. “bi kardeşin daha olucak desene” dedim. sarhoştu. sarhoş değildim. sıkılıyordum ama. onun sıkıldığını sanmıyorum. fanzinlerimi verip “gitmem gerek köpeğimi kaçırıcam” dedim. “ne köpeği” dedi. anlattım durumu. tuhafsın dedi. benim dışımda herkes tuhaf, ben gayet doğalım dedim ve eve gelip köpeğimin yoldan geçmesini beklemeye başladım. zack koydum adını köpeğin. giderek zack’e benzeyen bendim oysa. geçen öyküdeki zack’e… böyle.  

 

12 kasım 2008

5 Kasım 2008

iyi bayramlar

iyi bayramlar…

içiyordum dün gece. evdeyim şimdi. nasıl geldim bilmiyorum. hâlâ içiyorum. iki saatte bir paket pall mall. başka bir sigara olsa, bu kadar ileri gitmezdim, seviyorum bu içime kolayca girip çıkan kancığı, o da beni seviyor, öldürmekten çekinmiyor, sonra bira, sonra votka, sonra şarap, karışabilecek ne varsa sıralıyorum üst üste, paramın yettiği ne varsa, bakkalın deftere yazmayı kabul ettiği ne varsa…

dün eski bir dostumlaydım, şimdi eski bir bunalımımlayım. içmeye ara verip sızıyorum ve sabahın altısında kendime gelip, tekrar içmeye başlıyorum. şimdi sabahın yedisi, odada volta atıyorum, bir aşağı bir yukarı, bir yukarı bir aşağı. düşününce, matah bir bok gibi gelmiyor bana, kendi ölümünün üzerine yavaş yavaş sürmek, ama yapacak daha iyi bir şeyim olsaydı, yaşama devam etmek için, gerçekten yapardım. bilmiyorum, bağcıklarımı bile bağlayamıyorum, “bağcıkların çözülmüş” diyor biri, “biliyorum” diyorum, “bağlasana” diyor, “üzerine basar ve düşersin”. onu da biliyorum ama “yalama olmuş” diyorum “bağcıklarım, tekrar çözülüyor, uğraşmak istemiyorum.”

tüm yeteneksizliğini, tüm başarısızlığını, başka birine yıkmak kolay, kızmak, öfkelenmek, bağırıp çağırmak, telefonu televizyona ve bira şişesini kapının camına fırlatmak kolay, evdekileri bu seslerle ve hıçkırıklarınla uyandırıp “tamam sakin olun, iyiyim ben, geçti” demek kolay, bayram sabahı çalışmak zorunda olmak kolay, sarhoş olmak kolay, yazmak kolay, bir kadınla beraber olmak, içine girmek, dışına çıkmak, üzerinde ve ruhunda gezinmek kolay. zor olan? tıkandığımı hissediyorum. evet, zor olan mı? sabah dört sayıklamaları, sabah altı sayıklamaları, hem ezberlemiş olmalısınız artık. ama yazacak yeni bir şeyim kalmadı. pas geçin beni. yıllar önce yaptığınız gibi. üst üste sigara, üst üste acı, kendime sert bir kahve yapıcam muhtemelen, işe gitmeden önce, sonra bir sakız alıp, ağzı alkol ve ruhu ekşi kokmayan biri olmaya çalışıcam, çünkü çalışmak zorundayım, işe gitmek, eve gelmek, bu oyunu sürdürmek, falan filan… hep aynı şeyler.. döner durur… jori yalnızlık üzerine bir şarkı söyler, sen de yalnız kalmaya çalıştığını söylersin. kalamazsın ama. hayatın boyunca yalnız kalamazsın. bırakmazlar. her yerde bir şey. her şeyde bir yer. aptal kelime oyunları. güçlü başlangıçlar. güçlü sonlar. bana yararı yok yazmamın. ya size? size olmalı. olduğunu söylediniz. “kendimi iyi hissediyorum okuyunca“ dediniz. öyleyse okumaya devam edin sıkılana kadar. benim sıkılsam da devam edeceğim aşikâr. ki sıkıldım da artık.

barda bir hatun vardı. içiyorduk. klasik giriş cümleleri. zihinsel sallapatiler. o kelimenin anlamı ne? ben ne bileyim. sallapati işte. asla ilk hamleyi yapamayan biri olarak, üzerime çıkan kadınlardan sıkıldım. bir erkekle, tükürük bezleri arasında fark görmeyen kadınlardan sıkıldım. “şiir tadında değil bunlar” diyen kadınlardan. erkeklerden. ne kadar sıkı içtiğini test edenlerden de sıkıldım. bununla övünenlerden de. cebindeki cüzdan bir hayli şişkinken, sırf fakirliğe özendiği için, her yoldan geçene “abi yüz bin lira var mı?” diyenlerden. parasızlığa neden özenir ki bir insan? düşmüş bir hayata? acı çekmeye? yerin dibine girmeye. dipte bir hayat sürmeye. öyleymiş gibi davranmaya? güzel şeyler değil bunlar. güzel bir şey olsaydı, bana denk gelmezdi. başım ağrıyor. ciğerlerim ağrıyor. mide, böbrek, kalp, ruh. ruhen de, fiziken de bitmiş durumdayım. övünmüyorum bu durumla. siz neden övünüyorsunuz onu da bilmiyorum. yeraltı? sokmuşum yeraltına! sokmuşum sarhoş olmaya. sıkı içmeye. acı çekmeye. intihara. uyuşturucuya. sekse. hepsine sokmuşum. gidip kendinize daha güzel bir eğlence bulun bence. bana hiç eğlenceli gelmiyor sokak edebiyatı. işe yarar bir şey gibi de gelmiyor. bizi kurtaracak bir fırsat gibi de görünmüyor gözüme. öyle olsaydı, dediğim gibi, bize denk gelmezdi. ya da elimizden kaçırırdık, başka biri daha atik davranır ve bizden önce kapardı. aynen pazarda olduğu gibi. yılda bir kez, sevdiğin bir t-shirt görürsün, nasıl sevmişsindir o da muamma ve yaşlı bir teyze senden önce elini atar. başka yoktur. on yılda bir kez sevebileceğin bir hatun görürsün, senden önce başka bir herif el atar, ha ha.

muhteşem taşaklarımı sergiliyorum bugün de, “senin gibi yazmak istiyorum, tavsiyelerine ihtiyacım var”. yazma benim gibi. benim gibi de yaşama. tavsiye etmiyorum. işe yarar bir şey değil bu.

“resmin var mı?”.
“zayıfım, kamburum, arada bir kekelerim, dişlerim bitik durumda, saçlarım dökülüyor”.
“ama senden hoşlanıyorum”.
“hayır hoşlanmıyorsun. bir sihir bu. sahte sanatın yarattığı çekicilik”.

 oturduğum yerden, yoldan geçen insanları görebiliyorum. bayram namazı. ibadet mi yoksa toplumsal davranış tarzımı çözemiyorum. toplumsal? toplum, anarşi ve devrim. komik geliyor bana devrim fikri. toplumu kurtaracak olan insanlar. hangi toplumu? ne kadar iyi tanıyorsunuz? neden değiştirmek istiyorsunuz? nasıl değiştireceksiniz?

telefonum çalıyor, “nükleere karşı bir eylem için bornova’da toplanıyoruz, gelmek isteyeceğini düşündüm”. nükleere karşı değilim. taraftar da değilim. ilgilenmiyorum. çünkü işe yaramayacağını biliyorum. sizin de işe yaramayacağınızı biliyorum. ben de işe yaramıyorum. değişen bir şey olmayacak. siz birkaç yıl içinde, çevrenin içine eden bir şirkette işe gireceksiniz, ben de birkaç yıl içinde öleceğim. çocuklarımız için güzel bir dünya bırakalım? çocuk sahibi olmamak daha kolay bir çözüm bence, ne dersiniz? ürememek? sorunları çözmeye çalışmaz sistem, insanların ürettiği ölüm ve uyuşma biçimlerini yasaklar sadece, alkol gibi, sigara gibi, uyuşturucu gibi, porno gibi, çünkü üremek zorundayız. iş gücü. emek. abur cubur. üç çocuk yapmak yerine seri katil olmayı tercih eden bir kadın yok mu? her kadın üç erkek öldürsün. kadın hakları? ilgilenmiyorum kadınlarla. insan hakları? insanlardan nefret ederim. demokrasi? çoğunluğun azınlığı ve kendilerini düzdürme biçimidir. komünizm? devlet yeteri kadar güçlü, daha da güçlenmesini istemiyorum. anarşizm? insanların olmadığı bir dünyada can bulabilir belki. hayvanlar için anarşi. hayvan hakları? bir ineği mezbahada kesmek yerine avlayarak yiyebilirdim, ama vahşi bir ilkel değilim. olmak isterdim sadece. konuşmayı bilmeyen, ateş yakmayı bilmeyen bir ilkel. çözüm mü arıyorsunuz? ben aramıyorum. ben içiyorum. bu yüzden kendimi suçlu hissetmem gerekiyor. ülke elden giderken, ben sigara içme yasağına karşı duruyorum sadece. “spermleri öldürüyor ama sigara”, doğru, öldürüyor, sağlıklı bir nesil istiyorlar, iliği bitene kadar çalışan insanlar istiyorlar. zeki ve donanımlı ya da güçlü ve dinamik. ya zihnen ya da bedenen satılık insanlar. ben her ikisini de sattım dönem dönem. şimdi de satıyorum. umursamaz takılmak? çok zor geliyor size bu yaşam biçimi, bunu da marifet sayıyorsunuz, bu da çekici bir etken. ama yeteri kadar umursamaz değilim artık. işimi kaybetmek istemiyorum. çünkü dört duvarımı, içince rahat rahat işeyebileceğim tuvaletimi, sigaramı ve müziğimi kaybetmek istemiyorum. “bu ifadelerinizden yaşamayı sevdiğiniz sonucunu çıkartabilir miyiz?”. hayır çıkartamazsınız. bu şekilde yaşamayı sevmiyorum. ama başka bir şekilde de yaşayamıyorum. tesadüflere ve şansa inanıyorum ben. başıma gelenleri kabullenemiyorum ama isyan edemeyecek veya karşı duramayacak kadar güçsüzüm. yeteri kadar zeki değilim. bir kadının sonsuza dek bana bağlı kalmasını sağlayamam. şiir yazamam. öykü yazamam. roman yazamam. içiyor ve getiriyorum bir şekilde ertesi günü. huzur dört duvarın arasında. umursuyorum dört duvarı. yaşama bağlı değilim, kendime bağlıyım. “yeterli bir cevap değil bu”. biliyorum yeterli olmadığını. kopuk olduğunu. kıçı ve başının farklı olduğunu. tutarsız olduğunu. güçlü bir felsefik altyapısının olmadığını. öykü tadında olmadığını. şiir tadında olmadığını. güçlü bir politik görüş içermediğini. yeni bir şey içermediğini. benim dışımda kimseyi ilgilendirmediğini. ama yazı bu. kabul edersiniz ya da etmezsiniz. orası sizi ilgilendirir. bir sigara daha yakıyorum. isteyen var mı?

hadi bayramlaşalım. pekâlâ. bayramın kutlu olsun anne. bayramın kutlu olsun baba. yazımın içine ettiğinizi biliyor musunuz? “bugün bayram”. biliyorum bugün bayram. üç gün bayram. ama kapıya bahşiş için gelen davulcuya, “ben oruç tutmuyorum” dediği gibi tezer’in, “benim için bayram değil” diyebilirim insanlara. ama demeyeceğim muhtemelen. işe gidicem ve karınca sürüsü halinde o şehirden o şehire, o ülkeden o ülkeye hareket eden insanların bagajları ile ilgilenicem. bugün. yarın. öbür gün. günde on üç saat. akşam sekiz sabah dokuz arası. insanlar bayramın kutlu olsun diyecek. “senin de” diyeceğim onlara. “sizin de”. “hepinizin bayramı kutlu olsun.” allah belânı versin girdo, âmin.

bu sırada bir kırkayak görüp irkiliyorum. masanın üzerinde yürüyor, kalkıp ışığı açıyorum. tokaymış o. yürüyordu ama. yürüdüğünü gördüm. kıvrıldığını, dolaştığını oradan oraya, iki dakika yürüdü, ışığı yaktım, toka halini aldı. yemin edebilirim. halüsinasyonlarımdan da sıkıldım. daha eğlenceli görüntüler istiyorum. “biraz lsd almaz mısınız?”. yedi yıl önceydi o. bir süre daha akli dengemi korumak istiyorum bayım ya da yavaş yavaş delirmeye devam etmeyi. bir anda delirmek istemiyorum. bir anda olmasını istediğim tek şey ölüm.

insanlara bakıyorum. alsancak’ta bir bardayım. karşımda, gerçekten bana benzeyen bir adam var. adı ‘toza sor’ o adamın. tuvalete gidiyor ve ben insanlara bakıyorum. sonra masaya doğru yürüyor. aynen benim gibi yürüyor. benim gibi düşünüyor. benim gibi yazıyor. benim gibi yaşıyor. bu yüzden kızamam ona. beni taklit ettiğini düşünmüyorum. bende onu taklit etmiyorum. bir şeyi taklit edemeyecek kadar yeteneksizim. ama sahte olabiliriz yine de, ikimizden biri ya da her ikimiz. bakıyorum yüzüne. sigarayı yakıyorum. votkayı yudumluyorum. konuşuyor. konuşuyorum. insanlar konuşuyor. hemen arka masadaki kısa boylu hatuna bakıyorum. o gece düzebilirim o hatunu. çok basit. hatun götürmek çok basit ve bu da bir marifet değil. istemiyorum ama, gerçekten istemiyorum. yeniden âşık olmak istemiyorum. yeniden iş aramak istemiyorum. yeniden parasız kalmak istemiyorum. yeniden kavga etmek istemiyorum, farklı şeyler yazmak istemiyorum, sevişmek istemiyorum, konuşmak istemiyorum, ölmek istemiyorum, yaşamak istemiyorum.

“çok umursamaz görünüyorsun, etkilendim”,
“yeteri kadar sorunum var julia, ne umursamazlığı? umursamaz olabilecek kadar yalnız değilim”. yalnız bırakmıyorlar. biri gidip diğeri geliyor. ailem ölmüyor. ben ölmüyorum. aksine üredikçe ürüyoruz. yeni yeğenler, yeni damatlar, yeni çocuklar. başım ağrıyor. bir sigara içmeliyim.

alsancak’ta bir bardayım. karşımda bir adam var. konuşuyoruz. kadınlar. yazılar. vardiyalar. hayat. hak etmediğimiz sözler. aptallıklarımız. gelip geçici kızgınlıklar. gelip geçici hırslar. kötü dönem. iyi dönem, daha fazlası ve daima daha azı.

“ileride ünlü bir yazar olacaksın” diyor bir hatun, saçımı okşuyor, hatırlıyorum bunu evet. ama inanmıyorum. hak etmiyorum. “hak etmediğin şeyler gelmiş başına” diyor başka bir hatun. “hayır, hak ettim” diyorum ona. burada bu şekilde yaşamayı. bu şekilde çalışmayı. bu şekilde yazmayı. üçü de hak ederek kazandığım şeyler. bu kadar kötü olmak zorunda değildi her üçü de, farkındayım, ama elimden gelen bu kadarı. daha iyisini istiyorsanız, beni pas geçin. çaba sarf etmek istemiyorum daha iyi yazmak için, daha iyi bir iş için, daha iyi bir yaşam için, kabul edilmeyi beklemek için. kendimi başkalarına sunmak istemiyorum. başkalarının onayına. yayınevlerine. dergilere. işverenlere. kadınlara.

top patlıyor, bayram topları deniyor adına. herkes mutlu ve neşe saçıyor şimdi. ben de mutluyum, neşe saçmıyor olsam da, mutluyum çünkü işe gidicem. sikik bayramda evde olmamak iyi. telefonun kapalı olması iyi. zihnimi kapatıp ellerimi çalıştırmalıyım. boşalt yükle. üzerinde düşünecek bir şey yok. sayıyı iyi tut yeter. sun express erzurum taşta. pozisyon 2 numara. 124 yolcu. kontuar 88 parçayla kapandı. basit. bir, iki, üç. on beş, on altı, on yedi. yirmi otuz kırk. seksen beş, seksen altı, seksen yedi. bir parça eksik. gate’den gelecek. pekâlâ. körüğe çık. erzurum yolcularına bak. bebek arabasını bekle.

“sonraki uçağımız nedir moruk?”,
“amsterdam.”,
“321 mi uçak?”,
“evet, full gelip gidiyor”.
“hay amına koyayım ya”.

airbus 321. hollanda. full. operation gelir ve yüklemeyi verir.

“öne 75 parça artı kargo, arkaya 210 parça”.
“ebesinin amı” der yanındaki tip.
“umarım sığdırabiliriz” dersin yanındaki tipe.
“başka şansımız yok” der.

üst üste dizersin. düzgünce. kapının ağzına kadar gelirsin dize dize. aşağıda bir araba bagaj kalmıştır, 25 parça eder bu. ter. soğuk. sigara ihtiyacı. nefes alma ihtiyacı. “on dakika kaldı kalkışa”. bant hızlanır. sen hızlanırsın. güç belâ sığar o son 25 parça. aşağı inersin. dubaları alır, takozu alır ve bir kuytuya geçip, kalkışı izlerken sigara içmeye çalışırsın yakalanmadan. “evet” dersin eve geldiğinde. işimi seviyorum. düşünmeme fırsat vermeden uyumamı sağlıyor. her şeyi ertelersin. sarhoş olmanın başka bir şeklidir bitkin düşmek ve izin gününde, orospu bir peri kulağına birkaç cümle fısıldar, yazarsın. çünkü düşünürsün. anlatmaktan başka şansın yoktur. stand-up gösterisinde gibi hissedersin kendini. komik değilsindir ama. insanlar güler yine de. komik değilsindir ama aptalsındır ve yazarken tüm foyan meydana çıkar. sigara. öksürük. yanan boğaz. ağrıyan baş. bunlar da matah şeyler değil, anlatıp durmayın artık lütfen ne kadar dipte gezdiğinizi. yazabiliyorsanız yazın bunu ama bana anlatmayın.

“senden daha dipteyim ben”. iyi ol. banane bundan.
“gerçekten yeraltında olan benim, sen değilsin” der bir diğeri de...

ben hiçbir zaman “yeraltındayım” demedim ki. öyleysem bile bunu sevdiğimi söyleyemem. nereden çıkıyor tüm bunlar bilmiyorum. alt kültür mü? sokmuşum alt kültüre. yukarıdakiler ve aşağıdakiler arasında bir karbon kâğıdı vardır. hadi devrim yapalım. evinde yemek yapmaya bile gücün yoktur oysa ve tamam, iyice dağıldı her şey.

“yazınızda bir bütünlük göremedim” diyecek şimdi de başka biri. bütünlük yok zaten yavrum, sallapati var. hoşuna gitmiyorsa, gidip ağır entelektüel ve akademik metinlere göz at. yazması günler süren metinlere. yazı savaşlarına. benden uzak dur. ben sarhoşum. hepsi bu. anarşist değilim. komünist değilim. liberal değilim. milliyete inanmıyorum. halka inanmıyorum. kapitalizme inanmıyorum. demokrasiye inanmıyorum. neyin doğru olduğunu bile bilmeyen biriyim ben. sarhoşum sadece. herkes sarhoş oluyor artık. başımızdaki denyolar onu da yasaklayacak yakında. sistemin işine yaramayacak bir hale gelmen yasak. makinelerine iyi bakmak zorundalar. belki de isyan etmemeleri için kendilerini biraz uyuşturabilirler. dinle ilgili olduğunu düşünmüyorum. daha çok parayla ilgili bir mesele bu. ben de parayla ilgileniyorum. çünkü dört duvara ihtiyacım var. hepsi bu. şimdi gidip bayramlaşabilirsiniz, ben de öyle yapıcam muhtemelen. şarkılar için teşekkürler jori.


05.10.2008 – 12:30

2 Kasım 2008

her şey daha da kötüye giderken

nereye kadar gidecek diye sordu bana
üst üste sigara
üst üste bira
bilmediğimi söyledim ona
sabah olacak
uyanıcaz
uyumamışken daha
ve işe gidicez
ve eve gelicez
ve içicez tekrar
ve gün boyu içicez
bir paket
iki paket
üç paket
beş şişe
on şişe
on beş şişe

gitti yere kadar mı diyorsun dedi
bu şekilde bir yere gidildiğini düşünmediğimi söyledim
bir şeyden de geri kalınmıyor dedim sonra
yaşıyoruz işte
öyle ya da böyle
bir şeyler daima eksik
bir şeyler daima fazla
ve sadece
yanlış şeyler
yanlış yerde duruyor
orantısızlık yasası dengede

birilerine yetmeyen mutluluk
birilerine çok gelen elem
sonra yerler değişiyor
roller değişiyor
ve sen yerinde durup
her koşuldan şikayetçi olan
insanlığa bakıyorsun

ne istediklerini bilmiyor
tepinip duruyorlar
sen hiçbir şey istemeyip
bu yüzden tepiliyorsun
sonda
en geride
ve daima birileri gelip
ruhuna yeni sondajlar inşa etme çabasında
ama yok içinde
bulunası değerli bir hazine
su
petrol
sevgi ya da nefret

olan bitene dair
hiç bir şey hissetmiyor
heyecanlanmıyorsun bile
her gün aynı şey
gazeteler
televizyonlar
insanlar
çıkan dolar
düşen borsa
işsizlik
savaş
yoksulluk
cinayet
tecavüz
süregelen aynılık
farklı fotoğraflarla tekrarlanıyor
ve her seferinde
ortaya çıkan yeni biri
kendini kurtarıcı
diğerlerini yardımcı sanıyor
seçimler
hükümetler
ordular
on yıl önce neyse
on yıl sonra da o
ve değişmeyecek olan bir şey için
mücadele etmek anlamsız

politik değilim ben
apolitik de değilim
sarhoşum sadece
hepsi bu
sarhoşluğu savunuyorum
sarhoşluk ve gerçekliği
gerçek sarhoşluğu
sarhoşlukla ortaya çıkan
gerçek kişiliği
sarhoştum hatırlamıyorum diye başlayan
ve hatırlanmıyor olsa da
gerçekten içerde var olan
o vahşi özgürlüğü
karısını döverken sarhoş olan adamın
bilinçaltındaki şiddetin
açığa çıkma nedenini
ya da tüm ahlaksal kaygıları
birkaç promil sonra
hiçe sayan kadınların azgınlığını
yani sadece
alkolle ortaya çıkan
gerçek arzuları

kötü olabilir
iyi olabilir
ama gerçek
hepsi bu
o yüzden lütfen
sarhoşken yapılan her şeyin
ayıkken var olan kaygılardan dolayı
içerde saklandığını
es geçmeyin

sarhoşluk gerçekliktir
çıkarlar doğrultusunda şekillenen
o açgözlü mantık ise
beş para etmez
ama kapitalizm ormanındaki
erkek aslanlar
bizden bunu istiyor
birbirimizi yememizi
yiyin o halde
ben kaldığım yerden
içmeyi sürdüreceğim
yok başka çıkar yolum
sizin varsa
devam edebilirsiniz
devrim nidalarına

bir hiç uğruna yaşanan hayatım
bir hiç uğruna biter


2kasım2008