11 Mart 2016

zackeva

sigara üstüne sigara dedi zack. aynen figaro figaro figaro gibi. sigara sigara sigara.. oysa bırakmaya karar vermişti daha sabah. bırakıcaktı bir gün. umursuyordu artık bir şeyleri.. geçmiş geçmişte kalmıştı. gelecek güzel olmayabilirdi. her şey ters gitse bile dedi, ben ters gitmeyeceğim.. bir yolu vardı inandığı, üçüncü yol diyordu adına. henüz geçmemişti o yola. zamanını bekliyordu ve kahin gibiydi kendi hayatı söz konusuysa. her şeyi önceden biliyordu. bekliyordu. beklemesinin boşuna olmadığını bilerek bekliyordu. gelicekti o tren. çıkıcaktı içinden aradığı boşluk.. trenden inicek ve boşluğuna karışacaktı. kim olduğunu bilmiyordu sadece. aramıyordu da. başka başka kadınlarla, acaba diyerek şansını denemiyordu. şansını denemezdi hiç herşeyden emindi. gelicekti o tren. boşluk boşlukla bütünleşecek ve bir hacme sahip olacaktı. acelesi yoktu. acelesi yoktu ve hayatta kalacaktı. her ne olursa olsun.

her şey ters gidebilirdi dediğim gibi.. umrumda değildi terslikler. sorunları çözmeye çalışmayı bırakalı yıllar olmuştu. arkama yaslanmıyor ileriye adım atmıyordum. bekliyordum sadece. herşey bir anda, pat diye, aniden olucaktı. mutlu olmayacaktı. zaten kendi içinde mutluydu. kendi içindeydi herşey. tüm politikliği ile kaygısız ve tek başınaydı. bir şey yapılacaksa yapardı. tek başına veya beraber. tek başınalığın kararlı senfonisi. sıkılmamıştı. sıkılmıştı. iki arada bir derede yaşıyordu. dün gece nolmuştu. düşünmüyordu dün geceyi. güzeldi hepsi bu. hepsi bu değil.. fazlası var. ilk defa gerçekten inandı sigarayı bırakacağına. bırakamadı ama inandı. inancını kaybetmişti oysa herşeye karşı. ilk kez kendini umursadı. ilk kez güne farklı bir şarkı ile başladı. sabiteleri değişmişti. iyi uyanmıştı. dipde değil, iyi sadece.

sarıldı yalnızlığına. kendine değil, yalnızlığına. yalnızlığım diyecekti onla. bir bütün olmuştu. tek başına da bir bütünken, onunla fazlalık hissetmeden birleşmişti.

emindi kendinden. kendinden ve içinde yaşadığı açmazdan. kaybedip kazanmaya inanmazdı. yaşar geçerdi birşeyleri fazlasıyla umursayarak. herkesin canını sıkan onu etkilemez ve sıkılırdı insanların sorunlarından. sorun çözücü değildi. ama geçiştirmiyordu da.. bekliyordu sadece. hayatta kalmaya çalışara. emindi. gelicekti o boşluğunu taşıyan tren. yanılmayacaktı. onunla beraber olmak isteyen herkesi elinin tersi ile itiyordu. dış kapısı dışardan iç kapısı içerden kitliydi. iç kapısını açmazdı asla. sadece bazen kilidi açar ve kapıyı çalmadan girilmesini beklerdi. dostları yapmıştı bunu. bir yere kadar girmişlerdi hole. holün ardında renksiz bir oda vardı. görünmezdi oda. oyuncakları görünmezdi. gizliyordu kendini ve herkese gülüyordu. kendi gibi olmayan, tek başına varolabilen biri gelip görücekti oyuncakları. taştan oyuncaklar. deniz taşından. şekilsiz hayaletler.
varlığını kimsenin varlığına armağan etmezdi. kimseyle bir olmazdı. ama bir olmak istiyordu. boşluk yutacak boşluğu. ruhları kesişim kümesi. umursamak birşeyleri. sigarayı bırakmayı düşlemek. düşmemek daha fazla. ama tırmanmaya da çalışmamak daha fazla. kendi halinde. olduğu gibi. olduğu yerden memnun.. kendi gibi birini beklemiyordu. kendi boşluğunda kaybolup bunu sorun etmeyecek birini bekliyordu. gelmişti. durmuştu tren. içinden inmesini bekliyordum. gel dedi, gidelim.. nereye diye sormadım. adım attım içeri. ve tren hareket etti. camdan dışarı baktık sadece, hiç konuşmadan camdaki yansımamıza baktık. kapılar kapandı. ve herkes inmişti trenden, o hariç, ben binerken..

11 mart 2016


23 Şubat 2016

fuckbook, sunuş yazısı...

GİRİŞME YAZISI, SUNUŞUM, ÖNSÖZLÜK,
OLAYI BETİMLEYEMEMEK, OLAY ÇIKARTMAK.

iş bu fanzin, yakın arkadaşlarımın, bazı güzide zonksal medya paylaşımlarının kalıcılaşmasından kağıdılaşmasından öte bir amaç gütmez. 

amacımız, facebook hapishanesinin ve twitter ağacının, seri trafiğinin yol açtığı ölü doğmuş metinleri, sözleri, iç döküşleri, paylaşımları ve bazı özel olmayan fotoğrafları, facebook hapishanesinden kurtarıp, twitter ağacından koparıp, basılı bir yayın haline getirmektir. 

fanzin, basit bir tarzda, kolajsız ve pek fazla sayfa tasarımı gütmeden hazırlanıp, aperiyodik olarak çıkarılacaktır.

bu kadar ciddiyet dolu bir metin yazmaya kendimi zorladığımdan mütevellit acık da kendi tarzıma dönüş yapam. ciddiyet kasar beni abi, yeri ve zamanı dışında ciddi olmadım, olamıyorum. şakalaşmak iyidir hemi de.. 

sonuç olarak, bu fanzinin kuruluş amacı, ülke huzurunu sağlamak, dünya barışına katkı sunmak ve sınırlar arası silahlı müsabakaları önlemek değildir. tek derdimiz, dağdaki bir kaynak suya ya da açık kalmış vanadan boşa akan bir çeşmeye, avucumuzu yaklaştırıp, su boşa gitmesin bare, tası tarağı dolduralım saçları tarayalım gibi bir amme hizmeti sunmaktır.. 

kişiler ve kurumlar hayal ürünü olmasa da, isimlerini tam vermiyoruz, ta ki onlar tam zonsal medya isimlerinin verilmesini isteyene kadar, ne de olsa özel mülkten (zonksal medya profilleri) çalıyoruz içeriği, haber vererek… 

olay budur. bunun dışındaki menfi gayemizi ya da oligarşik yapınlanmamızı sezinleyenlere, üç milyon takipçili twitter hesabı, üç yüz bin beğenili facebook hesabı 7 milyar "tick" li* insta şeyşi hediye edicez.. nede olsa zonksal medya da nitelik değil, sayılar önem arz ediyor

şunu da deyip bitirelim. bir zamanlar bir reklam vardı, sloganı şuydu: sokağa çıksana, hayat sokakta..

ekran başına hapsolmayan tüm arkidişlere selam olsun..

not: bu metin, her sayının kapak içine yapıştırılacaktır..

fanzin, yerel bir fanzindir. başka şehirlerden ulaşmak zor olsa gerek. ama isteyen olursa, toplu fanzin paketlerimizin arasına sıkıştırı veririz.. 


* bilerek "tick" denmiştir..

10 Şubat 2016

kutsal çöp tenekesi

kutsal çöp tenekesi


uyandı. sabahın altısında. sabah ezanı okunurken. ve herkes uyurken.


ve ile cümle başlamaz” dendi ona. azarlar işitti. edebiyatla ilgili edepsizce azarlar. haksızdı herkes. kendi bile. tao dışında haklı olan yoktu. herkesi haklamalıydı bu dünyada, tao. ama yapmazdı.


uyandı demiştim. uyandıktan beş dakika sonra bir sigara sardı. oysa öksürükler içinde, ev halkını komple bir şekilde uyandıracak şekilde öğürtüler eşliğinde uyanmıştı. ve uyandıktan birkaç dakika sonra bir sigara sardı, annesinden yediği azarlar eşliğinde. herkesten azar işitiyordu. haksızdı herkes. kendi bile. herkes haklanmalıydı. melekler buna dahildi. tao hariç dedi içinden. o iyi. en iyimiz o. bizden biri tanrı. içimizden çıktı. onu biz yücelttik. herkesin tanrısı kendisine mahsustur. herkesin tanrısı kendine meşhurdur.


uyandı demiştim. uyanan bendim. öksürük ve öğürtü karışımı acı bir tiksinti ile başlamıştım güne. her sabah olduğu gibi. annesi namazı da kılmıştı uyanmışken. sevap kazanmış olabilir miydim, annemi öksürüğümle namaza kaldırdığım için. olabilirdim. olabilirdi. her şey olasılık dahilinde iken yaşamak zordu. olasılıkları teke indirmek imkansızdı. olasılığı tek olan tek şey tao’nun varlığıydı ve çoğu arkadaşları hiçbir yüce güce inanmazdı. oysa tao çok güzeldi, keşke görebilselerdi. tanısalardı çok severlerdi.


uyandım ve öğürdüm ve öksürdüm. kusmadım bu kez. herkes benim harikulade olduğumu düşünüyordu. umutlu ve mutlu. değildim oysa. değildi. çok iyi rol kesiyordu. doktora hiç depresyona girmediğimi ve karamsar olmadığımı söylerken, herkesten gizlediğim bir gerçeği ele vermeme gayreti içindeydim: psikoz zamanlarım haricinde, depresyonda ve karamsarlıkta yüzdüğümü. tamamen karanlıklar içinde..


tao’ya dua edilmezdi. dua, kendin için, kendi ‘kendine’, kendi ‘içine’ yazılan bir dilekçeydi. kendini iteklemek için umut ışığı yakan bir dilekçe. tao’nun insanlığa yazdığı dilekçe, “iyi insanlar olun” şeklinde olsa idi, kimse kulak asmazdı. yin ve yang arasında ki çatışma kıyaktı. bu ikisi arasına giren her şeyi alnından mıhlamaya söz vermiştim oysa.


uyandı. cehennemin sol köşesinde. sol kroşe yemişçesine gırtlağına, öğürdü ve öksürdü. dün kusmuştu. bugün değil. arada bir kusardı ve buna rağmen arkadaşları ona iyi göründüğünü söyler dururdu. kilo almışsın derlerdi. ilaçlardı aldıran kilo. hala az yemek yer, çok su içer, ve sigaraya abanırdı, en kısa zamanda nefes almasına izin vermesin diye.


ve’den önce virgül konmazdı. bir küfür patlattı içinden, tüm edebi olduğunu iddia edip, o’na ahlaksızca hakaretler yağdıran eleştirmenlerine. allah’a küfürler yağdırdığı zamanlar geldi aklına. af dilenmedi. üzüldü sadece. artık allah ile arkadaştı ve o’nun adı 20 yıldır tao idi.


uyandı. gerçekten. zihinsel anlamda 20 yıl önce, 14 yaşındayken, uyanmış ve dünyayı farklı görmeye başlamıştı. bunun adı, psikiyatristlere göre, deliliğe kapı açan bir perdeydi. delirmemişti. asıl delilik, normallik algısına çekilme peşinde koşup, bu uğurda çeşitli doktorlarla veya uzak doğu kimyasıyla yelpazelenmekti. tao da doğudan çıkmıştı. bir çin belası idi. konfüçyüs belası ile, ama gerçek anlamda belası ile, beraber yaşayan bir evliyaya aitti tanımı ve kitabı. belki de “yol ve erdem” kitabı da gökten zeplinle inmişti. bilemezdik. eskiydi çok zaman, o zamanlar. ama tao güzeldi, kusmak kötü. üstelik nerdeyse, hemen hemen her sabah.


ardından bir sigara yaktı. önce özenle sardı onu. özenle içti. ve tekrar uyumak için uzanıp, öğlene doğru kalktı. arkadaşı ile buluştu, izban durağında. izban, izmirdeki hızlı şehir içi trenin ismi idi. alsancak’ta indiler. kulaklığını taktı. yürümeye başladı arkadaşı ve arkadaşının sevgilisi ile. kulaklığında ise kendi sevgililerinden biri vardı. yıllardır kadın vokalistlerle platonik aşklar yaşıyordu. bilmiyorlardı onlarla arasında olan özel çekim kuvvetini. başkaca boyutlarda, simetrik evrenlerde yaşadıkları, çok özel aşkları. sadece sesten ibaret evrenlerin paradigması..


arkasından polis geliyor imiş onun. onun kulaklığında sevgilisi. korna çalmış polis. bilerek duymazdan gelmiş. motoru sürterek geçerken iki polis amca, ters ters bakmışlar buna. o da ters ters bakmış ama. yiyosa alsınlar içeri. öyle diyormuş. öyle diyormuşum herkeslere. alamazlar. baş edemezler. ilk aldıklarında anladılar baş edemeyeceklerini, artık dokunmuyorlar. hani o, eski sevgilisini -bu kez platonik bir vokalist olmayanı- göz altına aldıkları gün, ağzında sigara ile artis artis girmiş ya, girmişim ya, kantar polis karakoluna, o günden beri özgüveni de yerine gelmiş, yerime gelmiş, arkadaşın, benim.


dünya zihninize, sigara kalbime. duman’dır sevgiden öte içime işleyen ahenk. tüm öksürüklerin ve kusmaların ağzına edeyim. yaşamak güzel moruk. güzel olmayan, kapitalizm. nokta!


10.şubat.2016 – 06:55



9. Kitabımı yazmaya başladım moruk

beyler bayanlar, sayın sanatçılar, çok bi elit olduğu halde aynı zamanda da içinden sürekli ölü doğanlar fışkırtan pelit üst düzey undergroundçı camia. bohem hayatı benimseyip sürekli sanatsal üretim yapan ama babylon hakkında muhalif olan tek satır laf etmeyen, edemeyen ülkemizin önemli ve saygın yazarları. vs vs


9. kitabımı yazmaya başladım.

Adı: Geriye Dönüşler 2: zackevolution

ilk kitabım olan, Geriye Dönüşler'in devamı niteliğinde olan bu kitap, bir roman, izmarit adam.... sabırsızlıkla bekle bakalım, ama arada beni bir ara la, görüşek, özledim seni. (esçûmento: öhöm öhöm, özel mesajlarını telefonundan at lan girdo manyağı)

ne diyorduk nigga. kitap bir roman ve ZEMT galaksisi hakkında sırlarımı deşifre edecek.. ilk bölümü şurde: http://unthatow.blogspot.com.tr/2016/01/7-kitap-geriye-gonusler-2-zackevolution.html

bu arada tamamlanmış ve bitmiş ve basılmayı bekleyen ve vs vs diğer altı kitabım bu yıl sonuna kadar solucan fanzin aracılığıyla, aşkın'ın sponsorluğunda, basılıyor... gerçi basılsa nolur ki? ilk kitabı bastık da noldu? toplam da on kişi almadı. o onun da beşini ben istanbul fanzin fest. te elden alıp izmirde kardeşlerime dağıttım... neyse moruk. olay bu işte. roman geliyor. diğer beş kitap bu yıl sonuna kadar solucan fanzin aracılığıyla bandrolsüz bir şekilde underground olarak basılıyor... zaten ilk kitap basıldı. nesse. bu roman, ilk kitabım olan: "useless and empty words 1: geriye dönüşler"in devamı moruk.

he bir de, diğer kitaplar bu yıl sonuna kadar, solucan fanzin aracılığıyla basılıyor ama alan olmaz onları da.. oysa ben iyi bir iş yaptığımdan adım kadar eminim!!! 

Romanımızın girişine link verdik. okuyanların alttakileri düşünmesi muhtemel:

anti girdap timi: bilek kesenler filmiden araklamış piç romanın konusunu.

esçûmento: lan yavşak, o film bir öyküden çıktı. okudunmu sen onu? Etgar Keret yazdı.  tanrı olmak isteyen otobüs şöförü kitabın adı. bilek kesenler kitaptaki son öykü.

anti girdap timi: yok okumadım. filmi olan şeylerin kitabını niye okuyayım, film 2 saat. kitaba bi başlasan 10 günde biter. zaman önemli. hız çağındayız artık. hem akiba ve mülksüzlerden de çalmış içeriği.

esçûmento: hadi be. sen o kitapları da okudun yani? bravo. şaşırdım bak şimdi.

anti girdap timi: yok onları okumadım, okuyan bir arkadaşım, kitapları vermişti. bir ay süründü ben de. sonra geri istedi falan derken bir gün kafede buluştuk, madem okumuyorsun içeriğini anlatayım dedi.

esçûmento: siktirgit piç. önce bir şeyler üret. ondan sonra elalemin neyden neyi arakladığına karış.


5 Şubat 2016

s.e no:25 giriş yazısı


evet efendim. Bu fanzine ilk giriş yazısını yazdığımız günden bu yana, 10 ay geçmiş. o günden bugüne fanzin çıkmamış ama iç alemimizde çırpınma ve debelenmeden kurtulmuşuz nihayet. şu an tarih 5 şubat 2016 ve fanzin hazır. bitti ula sonunda. hem iç keşmekeşim hem de fanzinimiz.

evet efendim, bu fanzin, zokak zedebiyati tayfasının kolektif olarak çıkardığı bir unsur ama her birimiz, hem tekil kulvarlarda hem de toplu hendeklerde savaşa devam ediyoruz. 3. dünya savaşı çıkalı nerdeyse 60 yıl oldu. bu savaş kelimesel ve sanatsal bir savaş. bu savaş; popüler kültürle, illuminati ile (ister gerçekliğine inanın, ister inanmayın, bizde de KILLuminati var.) ve dünyanın üst kademe beyefendileri ile; bizim gibi altkültürel, underground işlere ve yapılanlamalara sadık olanlar arasında geçiyor. bir nevi onlar da biz de beyin yıkama peşindeyiz. bu savaş, 2 yıl önce hız kazanıp, 2016 ile birlikte iyice kızıştı. uluslarası altkültürel ve underground camiayı yakından takip etmeyenler, girdo’nun hayal dünyasında yaşadığına inanmaya devam eder, sovyet rusya öncesi üretilen kuramları veya bir şeylerin post-post’unu tartışmaya devam edebilir. bizler, ne yapmamız gerektiğini tartışmıyor, sırada, bir sonraki adımda, ne yapacağımız üzerine kafa yorarak yol alıyoruz. ister inanın ister inanmayın ama alaadin’in perili lambasını da bulduk ve ilham pelerinlerimizi kuşandık.

evet efendim, zokak zebelliyatı oluşumu ve dolayısı ile csns yayımları, hakkımız yayıncılık, akıncılar yayıncılık ve paslı deneke okçuları olarak, bunların da bir üst kurulu olan !zm!ryer6 distro ve çatı yapılanmamız unpz ile; düzensizlik örgütleyici bir faktör ve fanzin fabrikası olarak, yola daha çevik kuvvet şeklinde çıktık; bu ‘ara suni teneffüs’ süremiz olan 2 yıldan sonra. bazen her underground inşaatçı ve yapı yıkıcı gibi bizler de ara verip, dinleniyor, sorup sorguluyor, zihin ölçümüzü ve çeperimizi ve dördüncü gözümü genişletiyor, sonra yola veya daha doğrusu yoldan çıkmaya ve çıkarmaya devam ediyoruz.

bundan kelli fanzinimiz, 2 sene önce ve bugüne kadar, ‘ara kavşak’ dinlemenleri hariç yaptığımız gibi, doğuz haftada bir çıkacaktır. bu süre, kadınların 9 ay 15 gününe eş değer bir süreçtir. çünkü her fanzin, bizlerin doğadan ve evrenden, okyanuslardan peydahladığı birer çocuktur ve işlerimizin atıl ebeveyni TAO’dur.

birinci sezon olan birinci günümüzü, sokak edebiyatı fanzini olarak bitirdik. her sezon 24 sayı (bölüm) dır. her sayı bir saattir. 24 sayı 24 saate tekabül eder. zaman izafidir. ilk günümüz olan ilk sezonumuz 2005 ekim’de başlamış, 2014 eylül’de bitmiştir. kıyametimiz kopmuştur. 2 sene 3 ay arafta tatil yapmışızdır. 2. günümüz olan 2. sezonumuz, 2015 yılı aralık ayında başlamış bulunmaktadır. iş bu fanzin, 25. sayımız, csns yayımlarının 150 kusuruncu fanzini, ve 2. sezonumuz olan 2. günümüzün ilk sayısı ve saatidir.
kazağımız mübarek ola, gazabımızdan sakınıla..
unpz souljah’ları adına
girdolap zackeva 4 undertowenk..
4=for


not: souljah > soulda > soldia > soldier (nigga argosu, bronx kökenli)

12 Ocak 2016

geriye dönüşler 3: zack4evalution - bölüm1



“oha amına koyayım, girdap da geldi tam olduk. otuz yedi senedir seni bekliyorum bu amına kodumunun galaksisinde” dedi tuncay. ben ne olduğunu anlamadım. şok içindeydim. birkaç dakika önce, renkli renkli ışıklar içerisindeki bir dehlizden, sanki ışık hızıyla geçmiştim. sonra gökten bir ormanın içine düştüm. sert bir düşüş değildi. sanki esnek bir yatağın üstüne düşmüşüm gibi hissettim. ama toprağın üzerinde ve bir ormanın içindeydim. öylece yerde kaldım. yetmiş dört yaşındaydım lan ben. şimdi otuzlarımdaki halime dönmüştü bedenim. nerdeydim, nasıl oldu bu, biraz önce evimde otururken şimdi neden buradaydım, bilmiyordum. on dakika kadar sonra arkamdan biri seslendi:
“nihayet teşrif edebildiniz beyefendi.”

kafamı çevirip baktığımda seslenenin seçil olduğunu gördüm. bir şok daha geçirdim. ben neredeydim. burası neresiydi. evimde oturuyordum lan ben. keyifli bir gün geçiriyordum. şimdi nereye geldim. yoksa yine mi psikoza girmiştim? ama bu bir psikoz ise, bu kez kesin kez yarağı yemiş olmalıydım çünkü daha önce ki psikozlarım bu kadar ağır değildi. ağır ne kelime, bu bir psikoz ise, hidrojen bombası gücünde bir psikozdu. durdum öylece. cevap bile veremedim.

“sana diyorum girdo, hoş geldin” dedi seçil.
“nerdeyim ben seçil, noldu?” dedim.
“zemt galaksisine geldin abi”
“o ne ya?”
“anlatırım, uzun hikaye, gel bizimkilerin yanına gidelim.”
“bizimkiler mi?”
“tayfa işte, tuncay, refik, özlem”
“ohaaaa”
“sadece onlar değil, yeni dostlarla tanıştık burda, esçûmento var, donete var, sanchez var, virtual cosmos be rodrigo var. hz muhammed bile var lan. la oğlum adem de var havva da var. senin arky (keny) burda, tek takılıyor. tayfası var da, anladın sen beni. tupac var, penny rimbaud var. jori sjöroos var. robert smith var. var oğlu var. ama sana kötü bir haberim de var, tayyip erdoğan da burada. burada bile kurtulamadık pezevenkten. gelir gelmez kısa süre içerisinde karşı bölgenin lideri oldu adam.”

“sus bi seçil. tamam anladım. tüm manyaklar burda. ama benim kafam karıştı. idrak edemiyorum, bana noldu? zemt galaksisi ne?”
“öldün”
“ne?”
“öldün lan işte, kalp krizi geçirdin. günde dört paket sigara içip kanserden ölmedin ya, süpersin. ölümünü karşı bölge canlı yayın sonrası, gün boyu bant kaydından verip durmuş haberlerde üzerinde yorumcular havlamış falan. tabii biz bilmiyoruz bunları. biz de elektrik bile yok, televizyon neden olsun”
“nası ya? canlı yayında ben mi vardım? karşı bölge ne demek?”
“uzun hikaye adamım. konuşuruz. nasılsa artık sonsuza dek burdasın”
“kafamın içinde filler sikişmeye başladı seçil. gangbang, orgy yapıyorlar amına koyayım. daha fazla konuşmayalım olur mu? sigara var mı?”

çantasından bir poşet çıkardı seçil. içinde tütün olduğunu gördüm. bana sigara sararken konuşmaya devam etti.
“cigara bile var adamım. sen ne diyorsun. şarap var, müzik var, kediler var, köpekler var. her şeyimizi kendimiz yetiştiriyoruz. şarabı kendimiz yapıyoruz artık. paramız yok ama olsun”

göz kırptı bana bunu söylerken. seviyordum seçil’i. evet özlem’e aşıktım ama seçil de benim öz kardeşim gibiydi. aralarında bir ayrım gözetmiyordum”
“ne zaman paramız oldu ki bizim seçil?” dedim sigarayı yakarken ben. ilk nefesle birlikte kendime gelmeye başladım.
“ama sana bir de iyi haberim var. paramız yok çünkü burda para diye bir şey yok”
“nasıl ya?”
“anlatırım sonra. geldik”

bir sürü çadırın olduğu bir bölgeye geldik. girişte “unpz bolo” yazıyordu.

“oha amına koyayım. bolo bolo mu var burda dedim seçile. ve bizimkinin adı unpz mi? keşke yirmi iki yaşında gecenin bir yarısı girdiğim krizde, kestiğim bilekliğim değil de bileğim olsaydı.”
“iyi ki de o gece bileğini ıskalamışsın. biz dünyaya lazımdık adamım, zamanı gelince öldük, çünkü buraya lazım olduğumuz tarih gelmişti. başımız belada bu aralar, anlatırız sonra”

bir sürü çadırın ve bir sürü insanın arasından geçip bir çadıra girdik seçil ile. yürürken birileri “hoş geldin girdo” diyordu. cevap bile veremiyor aval aval yüzlerine bakıyordum. üzerime giyecek şeyler verdi seçil. çünkü, buraya düştüğümde çırılçıplaktım. ve yol boyunca da çırılçıplak bir şekilde yürüyüp insanların arasından çırılçıplak bir şekilde geçmiştim. ama kafam o kadar karışmıştı ki, çıplaklığımı unutmuştum. çadıra girdik seçil’le. içeri de özlem ve tuncay vardı. özlem’le göz göze geldim içeri girer girmez. ben içeri girince, önündeki işten kafasını kaldırıp, bana baktı. özlem’in iri göz bebeklerinden gözümü ayırmadan, “refik nerde” dedim seçil’e. “gelcek birazdan adamım” dedi seçil “önemli işleri var.”

çadır, beşimizin sığabileceği kadar büyüktü. özlem bana bakıyordu, ben de ona. doğrudan gözbebeklerimiz kenetli. hareketsiz bir şekilde durup bakıyorduk birbirimize. gözlerimiz dolmuştu. ağlıyorduk. ama ayağa bile kalkmadı özlem. yeteri kadar tanıyor olmalısınız hatunu ha? ondan beklenir bu. yerde bağdaş kurmuştu. önünde takı malzemeleri vardı. çadıra girdiğim anda öylece tek kelime etmeden durup bana baktı. ben de ona.

“çok özledim lan seni” dedi, “bi intihar edemedin gitti, otuz senedir seni bekliyorum burda ben. yalnızlıktan öldüm öldüm dirildim. ama merak etme. sana hep sadık kaldım bebeğim.”
“dediğinden pek bir şey anlamadım ama ben de sana sadık kaldım kızım, sana hala köpekler gibi aşığım”
“olcan tabii lan, benim gibi fıstığı nerden bulcan bi daha?”


tuncay bir köşede oturuyor, önünde ki sehpaya toz amfetaminden resim yapıyordu. ve ben içeri girdiğim sırada, kafasını kaldırıp “hoş geldin” bile dememişti. resmine devam ediyordu. özlemle olan konuşmamın arasına daldı ve kafasını bile kaldırmadan “sikerim aşkınızı. yat uyu girdo. yorgunsundur. uzun yoldan geldin. sen uyanıncaya kadar anca biter resmim” dedi.

tam bu sırada refik girdi çadıra.
“ooo kimleri görüyorum, naber moruk?”
“iyi moruk, nolsun. ölmüşüm ben. yeni öğrendim. beyin kıvrımlarımın içine bir gergedan burnunu sokmaya çalışıyor ama geçer herhalde.”
“geçer geçer, gergedan çok burda, uzak doğudaki ormanlarda sürüyle. of ya. tamam tamam, sustum. az bilgi, çok geyik yapalım birkaç gece”
“iyi olur abi. yat diyon da uykum yok”
“nası ya, yorulmadın mı?”
“hayır”
“uyku?”
“yok uykum”
“burda uyku diye bir şey yok zaten, yirmi saat uyanığız. buna mecbur olduğumuz için değil. biyolojik olarak, uyku diye bir şey yok abi. uyumuyoruz. çünkü yok.”
“tamam ya anladım. uzatmana gerek yok”

işte tam bu sırada, gene tuncay
“ben uzatçam” dedi, “resim bitti. kim başlıyor bozmaya tablomu”
“ilk ben” dedim hemen.
“tamam” dedi, “seçil gelsin, başlayalım..”

az sonra, deli gibi özlemini çektiğim toz amfetamini burnumdan içeri alıcaktım. her şey çok güzeldi sanki ama, bu ya bir rüyaydı ya da ben artık geriye dönüşü olmayan bir psikozun içine girmiştim. bilmiyordum.  

birinci bölümün sonu.

useless and empty words #7, yolda. yazılmaya başlandı.

naber la keraneci. yazdım ben. aaa ben yazdım. aaaa girdo yazdı. bir buçuk senedir ilk kez.

akıl hastanesinden çıktığım günden sonra, (bir buçuk sene sonra) yazmaya başladım.

YENİ HABERLER ŞUNLAR NIGGA
7. kitap geliyor.
türü: roman.
adı: GERİYE DÖNÜŞLER #2: zackevolution.

ne zaman biter bilemem ama bugun yarın ilk 4-5 sayfasını paslıcam burdan.

ilk 6 kitap yıl sonuna kadar, solucan fanzin aracılığıyla ve elbette underground olarak basılıyor. ilki basıldı zaten de sikleyen olmadı. ben de kendim dışında kimseyi siklemem zaten. anlaşıyoruz yani.

9 Ocak 2016

dükkan için acil ihtiyaç listesi

dükkan için acil ihtiyaç listesi: 

(elinizde varsa ve bağış yaparsanız çok güzel olur. dükkanı para kazanmak için açmıyorum sonuçta, işletçek olan iki aylak arkadaşımız azbuçuk bişi kazansın yeter, kirasını ben karşılıcam zaten, deli gibi fabrikada çalışıyorum, boşuna değil)

* eğer kendiniz el işi göz nuru ile ürettiğiniz (homemade) ürünler varsa, dükkana bırakırsınız, satış fiyatı belirlersiniz, para kazanırsınız...

- laptop
- yazıcı
- speaker
- adsl modem
- mikrofon (radyo yayınlarımız için)
- kamera (video yayınlarımız için)
- masa sandalye vs
- kitaplık, raf, vitrinimsi bir şeyler vs..
- 2. el giyim
- el yapımı takı vs
- fanzin-kitap-dergi (her türlü kitap-dergi kabul etmiyoruz, formatımız var, ama fanzinin hertürlüsü olur)
- demo album-kaset (kesinlikle bandrolsüz işler olmalı, müzik türü fark etmez)
- underground, altkültürlerle ilgili görsel materyaller (belgesel, film, afiş, resim)
- bir de insana ihtiyaç var, bi yığın iş var, temizlik taşıma işleri vs vs... bunlar için bir de araba lazım tabii...


dükkanın adı pinero bu arada.. o da ne diyorsunuz, sayfa açtık adama o kadar, beni tanıyanların o ne dememesi lazım ama neyse: pinero şudur: https://www.facebook.com/Miguel-Piñero-93062612654

haftaya cumartesi toplantımız var, detaylar şurda: https://www.facebook.com/events/936007899780738/  iç iletişime üye değilseniz göremezsiniz, ben herkesi ekledim gerçi de bazıları kaale almıyor eklememi... söyleyin ekleyeyim dahil değilseniz.